KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

Vizyon Programı
Gelecek filmlerin vizyon tarihleri...

Film Arşivi

Haberler
Sinema dünyasında neler oluyor?

Kamera Arkası
Yapım aşamalarına ait ilginç ayrıntılar...

Kameranın Arkasındakiler
Yönetmenler hakkında bilmek istedikleriniz.

Tanıdık yüzler
Sinema oyuncularını yakından tanıyın...

Foto-klik

Gereksiz Bilgiler

Replik

Özel Dosya

Söyleşi

Sektör

 
  Sektör
"Sektör" köşemizin amacı hem Türkiye'deki sinema sektörünün sorunlarını belirlemek ve bunları seyircilerle ve ilgililerle paylaşmak; hem de izlediğimiz filmleri bize sunan şirketleri sinemaseverlere tanıtmak... Bu köşenin ilk konuğu da Umut Sanat Pazarlama Müdürü Metin Ergül...


Metin Ergül
Umut Sanat Ürünleri

Sinema seyircileri izledikleri filmlerin başında gördükleri bir logodan tanıyorlar Umut Sanat'ı. Umut Sanat'ı bize biraz daha yakından tanıtır mısınız?
Umut Sanat, sadece sinemalara film dağıtan bir şirket değil. Umut Sanat 1972'de kurulmuş bir şirket, 1992'den beri sinema filmi ithalatı yapıyor. Şu anda Umut Sanat New Line'ın Türkiye ana distribütörü... Umut Sanat 90'lı yılların ortalarında Feriye sinemasını aldı, aradan bir süre geçti, İzmit Outlet Center'da 7, Bolu'da Kardelen ve Doruk adlarında toplam 5 salonun işletmecisi oldu. Şu anda toplam 15 salonu işletiyoruz. Yani sinemalara film dağıtımı dışında, film ithalatı, salon işletmeciliği ve Ortaköy Feriye restoran işletmeciliği Umut Sanat'ın iş alanlarından bazıları. Ayrıca televizyon ve video işleri var. Örneğin Digiturk'un film ihtiyacinin % 75'ini Umut Sanat karşılıyor. Bunun yanı sıra Umut Sanat animasyon stüdyomuz var. Kısacası Umut Sanat logosunun ardında yapılan pek çok iş var ve bu işlerde yaklaşık 200 kişi çalışıyor. Yazın Feriye restoranında çalışanların artmasıyla bu sayı 300'ü buluyor.

Umut Sanat 90'lı yıllarda sinema sektöründe önemli atılımlar gerçekleştirdi. Umut Sanat bünyesinde sinemacılık anlamında son 10 yılda neler değişti? Sektöre girdiğinizde beklentileriniz nelerdi? Bunların en kadarı gerçekleşti?
92'den beri bazısı iyi, bazısı kötü, çok şey değişti sinema sektöründe. Öncelikle Türk halkının sinemaya eğilimi arttı. Seyirci sayısı her sene yükseldi. Eskiden büyük salonlar vardı ama 1000 kişilik salonda sadece 10 kişi film izlerdi. Şimdi ise belki salonlar küçüldü ama diyelim ki 10 salonda aynı zaman dilimi içinde seyirci sayısı 300'e çıktı. Artık seyirci filmler hakkında bilgi almadan sinemaya gitmiyor. Basında, internette yazılanları okuyor, sonra belli bir filme gitme amacıyla yola çıkıyor. Ve de bir filmin en iyi reklamı kulaktan kulağa yayılan reklam oluyor. Evde, işyerinde, okulda bir filmle ilgili 10 kişiye iyi yorumlar yapan bir kişi sayesinde filmin reklamı dalga dalga yayılmış oluyor.

AmelieZaten "Amelie" ya da "Paramparça Aşklar" gibi filmlerin ilgi görmesinde de bunun etkisi büyük değil mi?
Evet bu Amerika'da da böyle. İlk hafta bakıyorsunuz bir film 50 milyon dolar iş yapıyor bakıyorsunuz ikinci haftasında hemen aşağılara iniyor. Bazı filmler ise ilk 5'te 10-15 hafta kalıyor, işte o film bütün dünyada çalışıyor.

"Amelie" iyi örnek bunun için sanırım...
Evet 21 milyon dolar hasılatı var Amerika'da... Bir Fransız filmi için çok iyi bir rakam...

Türkiye'de sinemada son 10 yılda değişenlere dönersek...
Kültür değişti, altyapı değişti, sinema seyircisinin bakış açısı değişti. Salonların teknik donanımları epey değişti. 89'da ilk ses düzenini Kadıköy Süreyya sineması getirmişti. Önce Dolby stereo, sonra Ultra stereo, Dolby Digital diye. Hemen ardından yanmadan önceki Site Sinemaları'nda uygulanırdı bu sistem. Salonlar çoğaldı, yabancı dağıtımcılar buraya el attılar, Afm salonları bir sinema zincirine dönüştü. Sinemaların sunduğu konfor ve hizmet iyileşti. Ve bütün bunlar daha da iyi olacak.

Şu anda Türkiye'deki sinema sektörünün en büyük sorunu sizce nedir?
En büyük sorununumuz korsan VCD'ler. Amerikada film gösterime girdikten 2 hafta sonra burda Türkçe altyazılı olarak filmin vcd'si satılmaya başlanıyor.

Peki bu konuda nasıl önlemler alınıyor, ne yapmak gerekiyor?
Bu konuda, yani korsan film takibinde AMPEC'le (Amerikan filmlerini koruma derneği) birlikte çalışıyoruz. Ancak ne kadar ihbar alırsak alalım, ne kadar baskın yaprsak yapalım önüne geçemiyoruz, çünkü cezalar caydırıcı değil. 4-10 yıl, birkaç milyar ceza caydırıcı olamıyor. 4-5 seneden beri ekonomik şartlar yüzünden polisler de bundan etkileniyor. İki hafta önce Sirkeci'de 14500 adet korsan vcd yakaladık. Ancak o baskından iki saat sonra baksanız o mallar yine o tezgahlara geliyor...

Yüzüklerin EfendisiO zaman çözüm filmlerin Amerika'yla aynı anda bizde de gösterime girmesi mi? Yani "Yüzüklerin Efendisi" gibi...
Ama onun da maliyeti çok yüksek oluyor. Risk artıyor. Geçen Cuma "Corky Romano" diye bir film girdi gösterime. O filme üç günde sekiz bin kişi gitmiş, yazık günah. Şimdi o filmi Amerika ile aynı anda çıkamazsınız. Maliyetini çok arttırır. Biz "Yüzüklerin Efendisi"ni Amerika ile beraber çıkmak için 750 bin dolar harcadık. Bunun içinde dublajı, altyazısı, reklamı ve minimum garantisi de var. Filmler Amerika'da çıktıktan 2 ay sonra kullanılmış kopya alabiliyorsunuz ve o zaman kopya fiyatları düşebiliyor. Ama aynı anda çıkacağınız zaman hem royalite bedeli yüksek oluyor hem de kopya bedeli 3 misli 4 misline alınıyor. Filmin süresi uzunsa, bedeli de artıyor.

Peki sadece 1 kopya alıp altyazı basıp sonra çoğaltılamıyor mu?
89'dan evvel, yani UIP ve WB Türkiye'ye gelmeden evvel filmler tek kopya olarak Türkiye'ye gönderiliyor, burada çoğaltılıyordu. O zamanlarda televizyon kanalları bu kadar çok değildi, videonun parlak dönemi sona eriyordu. Dolby digital yoktu. Tek kopya olarak gelen filmlerin negativi alınıyor, sonra kopyası basılıyordu, ancak bu işlem sırasında kaliteli bir sonuç elde edilemiyordu, filmlerin renkleri bozuluyordu. Şimdi bu işlemi "Yüzüklerin Efendisi" gibi bir filme yapamazsınız çünkü filmin renkleri bozulur, ses kalitesi etkilenir. Bunun dışında filmi satan Amerikalı şirketler Türkiye'de gösterime girecek kopya sayısına güvenmiyorlar, dolayısıyla negatif kopyayı da vermiyorlar. Çünkü negatif kopyayı burda alıp fazla kopya basıp Uzak Doğu'ya göndermeniz mümkün ki bu da korsan VCD olayına benzeyen bir tür korsanlık. Korsanlığı engellemek için şu anda dünyada kopya dağıtımı yapılan üç ana merkez var. Los Angeles çok yoğun olunca Londra ya da İtalya üzerinden yapılıyor film kopya dağıtımları...

Filminizi kaç kopya çıkacağınızı filmi satan şirkete bildiriyorsunuz yani...
Tabii her film için onay alınıyor.

Peki siz mesela "Yüzüklerin Efendisi"ni daha geç çıksaydınız, maliyeti düşecek miydi?
Kesinlikle... Ama aynı seyirci rakamına ulaşmak zor olacaktı belki o zaman da. "Yüzüklerin Efendisi"ni 75 kopya çıktık, 28'i dublajdı. Dublajlı kopyalar da çok ilgi gördü. Hatta rakamsal olarak ifade edecek olursak, ilk 3 haftasında orijinal kopya başına seyirci ortalaması 12.159'ken, dublajlı kopyalarda 15.924'ya çıkıyordu. Her filmde aynı şey olmuyor tabii. Mesela bu dublaj kopya olayında bir hata yaptık. Ankara'da filmi 8 kopya olarak çıktık, sadece 1'i dublajdı ve o kopyayı da sonra Malatya Yeşil sinemasına göndermemiz gerekti. 2. haftasında dublajlı kopyayı Ankara'dan çekmek zorunda kalınca bir haftada Ankaralı sinemaseverlerden 130-140 kadar e-mail aldık, neden filmin dublaj kopyasını çektiniz diye...Kopya Ankara'ya tekrar gelecek gerçi 1 Şubat'ta, ama olmaması gerekirdi. Özellikle Anadolu'da dublajlı filme talep yüksek. İstanbul'da da semte göre değişiyor talep, bazı semtlerde orijinal kopyalar tercih edilirken, bazı semtlerde ise dublaj kopyalara gelen talep daha yoğun. Gaziosmanpaşa, Avcılar, Pendik, Bakırköy'ün bir kısmı, Beykoz gibi semtlerde örneğin dublajlı kopyalar tercih ediliyor.

Film gösterim programlarını nasıl yapıyorsunuz, hangi filmleri gösterime sokacağınıza neye göre karar veriyorsunuz?
Tabii bu programları yapmak için 3 ay öncesinden sinemalarla görüşüldü, anlaşıldı. Yorulduk ve bu yüzden de 22 Mart'a kadar da film çıkmıyoruz. Pek çok festivalden filmler alıyoruz. Bunları izliyoruz, bazılarını televizyonlara satmaya karar veriyoruz. Seyircinin gerçekten sinemada izlemesi gerektiğine inandıklarımız içinse mücadele veriyoruz, koşturuyoruz.

Akıl Defteri"Memento - Akıl Defteri" de belki yazın değil de şimdi çıksa 80 bin değil 180 bin kişi toplacaktı...
Olabilirdi ama sık sık film çıkmaya çalışıyoruz ve salonlara film dağıtımında bir tekelleşme var. UIP ve WB hemen hemen her hafta film çıkıyorlar. Biz pazarda dördüncü sıradayız, A & P ise beşinci. Bir haftanın programında 5 film olduğu zaman, siz filminizi çıkacak salon bulmakta zorlanıyorsunuz... Tarihleri iyi inceleyip, aralara sıkışmak gerekiyor. Haziran sonu ile Ağustos ortası arası çok boştu örneğin bu sene. Biz de o tarihler arasında hem "Amores Perros"u, hem de "Memento"yu çıkarttık. Ve de iyi sonuçlar aldık. Eylül'de "Aşk Zamanı"nı çıktık ama diğer şirketlerden de çok film çıkınca tabii film 38-39 bin seyircide kaldı. Sonra da "Amelie" geldi Kasım'da... "Amelie"nin seyirci sayısı da 160 bini geçti ki bu çok çok iyi bir rakam...

Bir açıdan çok akıllıca belki de bu filmleri yazın çıkmak çünkü pazar boş. Ve özellikle biraz daha entellektüel olan seyirci yazın da geliyor bu filmlere... Böylece bu filmler de 60 ve 80 bine ulaşabiliyor...
Evet şirketler film gösterim tarihlerini çok sık değiştiriyorlar. Uzaktan çok kolay gibi görünüyor ama aslında çok ince hesaplar yapmak gerekiyor. Bir filmle ilgili ortalama 3 ay çalışıyoruz. Film çıktığı zaman ise bizim o filmle işimiz bitiyor. Sıra yeni filme geliyor.

Peki New Line'ın tüm hakları size mi ait?
Evet sinema gösterim, VCD, DVD ve televizyon...

New Line DVD'leri henüz Türkiye piyasasında bulunamıyor. Bu konuda planlarınız var mı?
Bir senedir vcd çıkmıyoruz biz. Vcd-Dvd piyasasında Palermo, Tiglon, 7. sanat ve Fanatik diye 4 firma var. Biz daha önce Palermo ve 7. Sanat'la çalıştık. En son geçen yıl 10'luk bir paket çıktık, "Şahane Bekar" filan. Ama kriz dönemine geldi ve satışlar beklentilerimizin çok altında kaldı. Sonra yaz geldi. Yazın çıkmadık. Sonra da "Yüzüklerin Efendisi" için çalışmaya başladık o yüzden pek çok filmimiz birikti. "Hücre", "15 Dakika", "Kayıp Ruhlar" filan ne zaman çıkacak diye soruyor seyirciler bize. Bunların Dvd'lerini çıkmak istiyoruz. Vcd çıkartmak istemiyoruz artık. Dışarda Dvd'leri çok yüksek fiyatlara satıyorlar. 35-40 dolar istiyorlar Dvd başına, biz kendimiz satmak istiyoruz Dvd'leri... Ve satış fiyatını daha uygun tutmak niyetindeyiz...

Türkiye'de sinema sektörünün sorunlarına dönersek...
İlk ve en büyük sorunumuzun korsan Vcd'ler olduğunu söylemiştik. İkinci sorun ise Belediyelerin aldığı rüsum. Film biletini bastırdıktan sonra, Vergi Dairesi'ne gittiğiniz anda makbuz onaylatılırken, % 15.825'lik bir vergi ödeniyor. 98'ten önce bu vergi yabancı filmler için % 26, yerli filmler içinse % 0 idi. Şimdi ise tüm filmler için aynı, ve bu oran da hem sinemacıyı, hem yapımcıyı, hem de dağıtımcıyı etkiliyor. Ve Belediyeler bize hiç yardım yapmıyor. Afiş astırmıyor, asarsanız ceza yazıyor. Üçüncü konu gümrükle ilgili çıkan yeni bir kanun... 2001'in son ayında çıkan yeni bir kanunla ithalatçılardan filmin uzunluğuna göre vergi alınıyor. Bir kopyayı gümrükten çekmek için ödediğiniz vergi de 3 katına çıktı şimdi... Dördüncü konu ise sinemaların küçülmesi. Bazı sinemaların bölünme sürecinde bazı salonları çok küçük oluyor ve bu da seyirciye sinema keyfini vermiyor, zevkini yaşatmıyor. Örneğin Bir Süreyya, Emek, Reks'te film izlemek başka... Yeni salonlardan da iyileri var elbette; Capitol'ün 1 ve 4. salonları, Profilo Cineplex Odeon'un 1 ve 2. salonları gibi... Küçük bir salona film izlemeye giden seyirci, tüm salonların öyle olduğu fikrine kapılıyor ve sinemanın keyfini anlayamıyor. Aslında 50-60 kişilik bir salon için Dolby Digital ses düzeni kurulmaz. Bunu Matris Mühendislik de söyler. Tabii salonun tasarımı özeldir; koltuklar yatar, hostes kızlar hizmet eder o zaman başka... Bir başka eksikliğimiz ise online bilet satışının henüz tam olarak gerçekleşememesi... Teknoloji hala yeterince gelişmiş değil. Örneğin bir filmi gösterime sokuyorsunuz, haftasonu o filme ne kadar seyirci gitmiş, bunu Pazartesi sabahı öğrenemiyorsunuz. Öğleden sonra 3'te 4'te ancak faks geliyor sinemalardan. Amerika'da bu böyle değil; yapımcı sabah kalkınca hemen öğreniyor durumunu...

Sinema salonlarına yatırımlarınızın devamı gelecek mi?
İstanbul'da yer bulmak zor artık. Yeşilköy'de 20 salonlu bir komplex yapılıyor, krizde biraz yavaşladı proje, aşılması gereken sorunları var, ordan teklif geldi. Potansiyelini değerlendiriyoruz. Eski İETT garajının olduğu yerde 8 salon olacak oraya da teklif vereceğiz. Hasanpaşa da yeni bir alışveriş merkezi içinde salonlar olacak. İş bankası Çarşısı'nda ticari 3 salon yapılacak oraya de teklif götüreceğiz. Trabzon'da salon açmayı düşünüyoruz. Erzurum ve Erzincan'da da seyirci potansiyeli var ama salon sayıları bu şehirler için çok az. Zaten şu anda Türkiye'de 892 perde var. Kıbrıs dahil. Ve bu sayı 70 milyonluk bir ülke için çok az. 2001'de toplam sinema seyircisi 28 milyonu buldu. 2002 daha da iyi olacak inşallah. Yılın sonunda "Yüzüklerin Efendisi" çıtayı biraz daha yükseltti. 2002'de de ikincisi var...

"Yüzüklerin Efendisi 2" ne zaman girecek gösterime?
Tıpkı ilk film gibi. 18 Aralık'ta Amerika'da, 20 Aralık'ta Türkiye'de...

Bitirim İkili 2Biz de bekliyoruz. Peki son 10 yıl içersinde beklentilerinizin üzerinde ilgi gören ya da beklentilerinizin altında kalan filmler oldu mu?
Ben 3 yıldan beri Umut Sanat'ta çalışıyorum, daha önce 9 yıl UIP'de çalışmıştım, o yüzden her ki şirket için de söyleyeyim. "Titanic"ten 2 hafta önce UIP olarak "The Jackal - Çakal"ı çıkmıştık 20 kopyayla ve filmi 867 bin kişi izlemişti. Bu çok büyük bir başarıydı. 89 yılında "Rain Man - Yağmur Adam", 7 kopyayla 790 bin kişi toplamıştı, kopya başına 100 - 110 bin kişi düşüyordu ki şimdi tüm sinemacıların amacı kopya başına 4000 seyirci toplamak, çünkü 4 bin seyirci kopya masraflarını çıkartıyor. "Rush Hour 2 - Bitirim İkili 2"den çok şey bekliyorduk, ama televizyon kanalları filmin gösterime girdiği Cuma'dan itibaren Jackie Chan filmleri göstermeye başlayınca insanlar gitmediler filme. 230 bin kişide kaldı film 59 kopyayla. "Rush Hour 1" 26 kopyayla 288 bin kişi tarafından izlenmişti. Kopya başına 11.100 kişi düşüyordu, 2. filmde ise bu ortlama 4070'te kaldı.

Film kendini kurtardı yani...
Evet ama beklentilerimizi karşılamadı. Geçen yıl "Dancer in The Dark - Karanlıkta Dans"tan çok memnun kaldık. 8 kopyayla 85 bin kişiye ulaştı film. "Memento - Akıl Defteri" ve "Amelie" de iyi sonuçlar aldığımız filmler oldular. Kopya başına düşen seyirci sayısı 10 bini geçince çok çok iyi sayılıyor zaten. "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar"ı ikinci kez çıkmamıza rağmen maalesef beklediğimiz rakama ulaşamadık.

Siz filmlerinizi ikiye ayırıyorsunuz. Daha ticari olanların dağıtımını Warner Bros.a veriyorsunuz, sanat ağırlıklı filmleri ise kendiniz dağıtıyorsunuz. Bundaki amacınız nedir ve sonuçlarından memnun musunuz?
Umut Sanat filmlerini üç, üçbuçuk yıl UIP dağıttı, "Dumb and Dumber - Salak İle Avanak", "İstanbul Kanatlarımın Altında" gibi... Sonra Umut Sanat kendi başına dağıtım yaptı bir süre, sonra da Pinema'yla ortak çalıştı 3-4 ay. Sonra tekrar kendi başına dağıtmayı denedi filmlerini ama o dönemde filmler çok aralıklı olarak girebildi vizyona. Sonra ise WB. ile anlaşıldı. İlk olarak "Most Wanted - Kumpas" filmi dağıtıldı 1998 Temmuz ayında. O zamandan beri de WB-Umut Sanat ortaklığı sürüyor. WB. Umut Sanat'ın genelde Amerikan yapımı filmlerin dağıtımını üstleniyor. WB zaten 100 binin altında seyirci toplayacak filmleri programına almıyor. Biz Avrupa ve sanatsal ağırlıklı filmleri kendimiz giriyoruz. Zaten o filmleri her salonda giremiyorsunuz, sanatsal filmler bazı salonları istiyor. Örneğin İstanbul'da Beyoğlu Alkazar, Beyoğlu, Kadıköy'de Moda ve Broadway, Levent'te Türsak gibi. Ama mesela Mecidiyeköy Cineplex Odeon'da verim alamıyorsunuz bu filmlerden; Capitol'e ise her tür seyirci gidiyor. Filmine göre sinema seçiyoruz. "Yüzüklerin Efendisi"ni de biz de çıkardık ama diğer filmcilerin sıkıştırmasıyla karşı karşıya kalırdık. Çünkü WB. bizim filmimiz için "Harry Potter"ı ileri tarihe attı. "Yüzüklerin Efendisi"nin bir hafta sonrasına da koyabilirdi filmi, ama tabii o zaman ikisinin de pazar payı düşerdi.

Önümüzdeki dönemde patlama yapmasını beklediğiniz filmleriniz var mı?
"Yüzüklerin Efendisi 2" var, "Final Destination 2 - Son Durak 2" var, "Blade 2" var. "Austin Powers 3" çekiliyor ama onu çıkar mıyız bilmiyorum, çünkü ikincisi hüsrandı. İlkini de Özen Film çıkmıştı zaten... 5 Nisan'da "Life As A House"u çıkıyoruz. Sonra Mayıs'ta "John Q" var Nick Cassavetes'in yönettiği, Denzel Washington ve Robert Duvall'in oynadığı... 1999 Cannes Film Festivali'nin açıılış filmi "Vatel"ı Temmuz'da çıkacağız. Cate Blanchett'ın oynadığı "Charlotte Gray"i 2 Ağustos'ta çıkacağız. Spike Jonze'nin yeni filmi "Adaptation"da Nicolas Cage ve Meryl Streep oynuyorlar, bu filmi de Eylül'de çıkmayı planlıyoruz. Bunlar WB.un dağıtacağı filmler. Umut Sanat olarak ise 22 Mart'ta "No Man's Land"i çıkacağız. Sonra 12 Nisan'da "Sibirya Berberi" var... Ve de hala vizyona çıkarmayı umduğumuz "The Cradle Will Rock - Ve Beşik Sallanacak"...

Son olarak, TurkiyeOnLine kullanıcılarına iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Sinemadan uzaklaşmasınlar, korsan VCD almasınlar ve unutmasınlar "sinema kültürdür"...

Çok teşekkürler...

Söyleşi: Ersan Çongar

Not: Metin Ergül'e metine@umutsanat.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz...


Haftaya Umut Sanat'tan Nida Karabol, "Sektör" köşemizin konuğu olacak...
Bu yazıyı başkasına göndermek için


 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
 
Copyright © 2000-2003 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.