|
Sinema
seyircileri izledikleri filmlerin başında gördükleri bir logodan
tanıyorlar Umut Sanat'ı. Umut Sanat'ı bize biraz daha yakından tanıtır
mısınız?
Umut Sanat, sadece sinemalara film dağıtan bir şirket değil. Umut
Sanat 1972'de kurulmuş bir şirket, 1992'den beri sinema filmi ithalatı
yapıyor. Şu anda Umut Sanat New Line'ın Türkiye ana distribütörü...
Umut Sanat 90'lı yılların ortalarında Feriye sinemasını aldı, aradan
bir süre geçti, İzmit Outlet Center'da 7, Bolu'da Kardelen ve Doruk
adlarında toplam 5 salonun işletmecisi oldu. Şu anda toplam 15 salonu
işletiyoruz. Yani sinemalara film dağıtımı dışında, film ithalatı,
salon işletmeciliği ve Ortaköy Feriye restoran işletmeciliği Umut
Sanat'ın iş alanlarından bazıları. Ayrıca televizyon ve video işleri
var. Örneğin Digiturk'un film ihtiyacinin % 75'ini Umut Sanat karşılıyor.
Bunun yanı sıra Umut Sanat animasyon stüdyomuz var. Kısacası Umut
Sanat logosunun ardında yapılan pek çok iş var ve bu işlerde yaklaşık
200 kişi çalışıyor. Yazın Feriye restoranında çalışanların artmasıyla
bu sayı 300'ü buluyor.
Umut Sanat 90'lı yıllarda sinema sektöründe önemli atılımlar
gerçekleştirdi. Umut Sanat bünyesinde sinemacılık anlamında son
10 yılda neler değişti? Sektöre girdiğinizde beklentileriniz nelerdi?
Bunların en kadarı gerçekleşti?
92'den beri bazısı iyi, bazısı kötü, çok şey değişti sinema sektöründe.
Öncelikle Türk halkının sinemaya eğilimi arttı. Seyirci sayısı her
sene yükseldi. Eskiden büyük salonlar vardı ama 1000 kişilik salonda
sadece 10 kişi film izlerdi. Şimdi ise belki salonlar küçüldü ama
diyelim ki 10 salonda aynı zaman dilimi içinde seyirci sayısı 300'e
çıktı. Artık seyirci filmler hakkında bilgi almadan sinemaya gitmiyor.
Basında, internette yazılanları okuyor, sonra belli bir filme gitme
amacıyla yola çıkıyor. Ve de bir filmin en iyi reklamı kulaktan
kulağa yayılan reklam oluyor. Evde, işyerinde, okulda bir filmle
ilgili 10 kişiye iyi yorumlar yapan bir kişi sayesinde filmin reklamı
dalga dalga yayılmış oluyor.
Zaten
"Amelie" ya da "Paramparça Aşklar" gibi filmlerin ilgi görmesinde
de bunun etkisi büyük değil mi?
Evet bu Amerika'da da böyle. İlk hafta bakıyorsunuz bir film 50
milyon dolar iş yapıyor bakıyorsunuz ikinci haftasında hemen aşağılara
iniyor. Bazı filmler ise ilk 5'te 10-15 hafta kalıyor, işte o film
bütün dünyada çalışıyor.
"Amelie" iyi örnek bunun için sanırım...
Evet 21 milyon dolar hasılatı var Amerika'da... Bir Fransız filmi
için çok iyi bir rakam...
Türkiye'de sinemada son 10 yılda değişenlere dönersek...
Kültür değişti, altyapı değişti, sinema seyircisinin bakış açısı
değişti. Salonların teknik donanımları epey değişti. 89'da ilk ses
düzenini Kadıköy Süreyya sineması getirmişti. Önce Dolby stereo,
sonra Ultra stereo, Dolby Digital diye. Hemen ardından yanmadan
önceki Site Sinemaları'nda uygulanırdı bu sistem. Salonlar çoğaldı,
yabancı dağıtımcılar buraya el attılar, Afm salonları bir sinema
zincirine dönüştü. Sinemaların sunduğu konfor ve hizmet iyileşti.
Ve bütün bunlar daha da iyi olacak.
Şu anda Türkiye'deki sinema sektörünün en büyük sorunu sizce
nedir?
En büyük sorununumuz korsan VCD'ler. Amerikada film gösterime girdikten
2 hafta sonra burda Türkçe altyazılı olarak filmin vcd'si satılmaya
başlanıyor.
Peki bu konuda nasıl önlemler alınıyor, ne yapmak gerekiyor?
Bu konuda, yani korsan film takibinde AMPEC'le (Amerikan filmlerini
koruma derneği) birlikte çalışıyoruz. Ancak ne kadar ihbar alırsak
alalım, ne kadar baskın yaprsak yapalım önüne geçemiyoruz, çünkü
cezalar caydırıcı değil. 4-10 yıl, birkaç milyar ceza caydırıcı
olamıyor. 4-5 seneden beri ekonomik şartlar yüzünden polisler de
bundan etkileniyor. İki hafta önce Sirkeci'de 14500 adet korsan
vcd yakaladık. Ancak o baskından iki saat sonra baksanız o mallar
yine o tezgahlara geliyor...
O
zaman çözüm filmlerin Amerika'yla aynı anda bizde de gösterime girmesi
mi? Yani "Yüzüklerin Efendisi" gibi...
Ama onun da maliyeti çok yüksek oluyor. Risk artıyor. Geçen Cuma
"Corky Romano" diye bir film girdi gösterime. O filme üç günde sekiz
bin kişi gitmiş, yazık günah. Şimdi o filmi Amerika ile aynı anda
çıkamazsınız. Maliyetini çok arttırır. Biz "Yüzüklerin Efendisi"ni
Amerika ile beraber çıkmak için 750 bin dolar harcadık. Bunun içinde
dublajı, altyazısı, reklamı ve minimum garantisi de var. Filmler
Amerika'da çıktıktan 2 ay sonra kullanılmış kopya alabiliyorsunuz
ve o zaman kopya fiyatları düşebiliyor. Ama aynı anda çıkacağınız
zaman hem royalite bedeli yüksek oluyor hem de kopya bedeli 3 misli
4 misline alınıyor. Filmin süresi uzunsa, bedeli de artıyor.
Peki sadece 1 kopya alıp altyazı basıp sonra çoğaltılamıyor mu?
89'dan evvel, yani UIP ve WB Türkiye'ye gelmeden evvel filmler tek
kopya olarak Türkiye'ye gönderiliyor, burada çoğaltılıyordu. O zamanlarda
televizyon kanalları bu kadar çok değildi, videonun parlak dönemi
sona eriyordu. Dolby digital yoktu. Tek kopya olarak gelen filmlerin
negativi alınıyor, sonra kopyası basılıyordu, ancak bu işlem sırasında
kaliteli bir sonuç elde edilemiyordu, filmlerin renkleri bozuluyordu.
Şimdi bu işlemi "Yüzüklerin Efendisi" gibi bir filme yapamazsınız
çünkü filmin renkleri bozulur, ses kalitesi etkilenir. Bunun dışında
filmi satan Amerikalı şirketler Türkiye'de gösterime girecek kopya
sayısına güvenmiyorlar, dolayısıyla negatif kopyayı da vermiyorlar.
Çünkü negatif kopyayı burda alıp fazla kopya basıp Uzak Doğu'ya
göndermeniz mümkün ki bu da korsan VCD olayına benzeyen bir tür
korsanlık. Korsanlığı engellemek için şu anda dünyada kopya dağıtımı
yapılan üç ana merkez var. Los Angeles çok yoğun olunca Londra ya
da İtalya üzerinden yapılıyor film kopya dağıtımları...
Filminizi kaç kopya çıkacağınızı filmi satan şirkete bildiriyorsunuz
yani...
Tabii her film için onay alınıyor.
Peki siz mesela "Yüzüklerin Efendisi"ni daha geç çıksaydınız,
maliyeti düşecek miydi?
Kesinlikle... Ama aynı seyirci rakamına ulaşmak zor olacaktı belki
o zaman da. "Yüzüklerin Efendisi"ni 75 kopya çıktık, 28'i dublajdı.
Dublajlı kopyalar da çok ilgi gördü. Hatta rakamsal olarak ifade
edecek olursak, ilk 3 haftasında orijinal kopya başına seyirci ortalaması
12.159'ken, dublajlı kopyalarda 15.924'ya çıkıyordu. Her filmde
aynı şey olmuyor tabii. Mesela bu dublaj kopya olayında bir hata
yaptık. Ankara'da filmi 8 kopya olarak çıktık, sadece 1'i dublajdı
ve o kopyayı da sonra Malatya Yeşil sinemasına göndermemiz gerekti.
2. haftasında dublajlı kopyayı Ankara'dan çekmek zorunda kalınca
bir haftada Ankaralı sinemaseverlerden 130-140 kadar e-mail aldık,
neden filmin dublaj kopyasını çektiniz diye...Kopya Ankara'ya tekrar
gelecek gerçi 1 Şubat'ta, ama olmaması gerekirdi. Özellikle Anadolu'da
dublajlı filme talep yüksek. İstanbul'da da semte göre değişiyor
talep, bazı semtlerde orijinal kopyalar tercih edilirken, bazı semtlerde
ise dublaj kopyalara gelen talep daha yoğun. Gaziosmanpaşa, Avcılar,
Pendik, Bakırköy'ün bir kısmı, Beykoz gibi semtlerde örneğin dublajlı
kopyalar tercih ediliyor.
Film gösterim programlarını nasıl yapıyorsunuz, hangi filmleri
gösterime sokacağınıza neye göre karar veriyorsunuz?
Tabii bu programları yapmak için 3 ay öncesinden sinemalarla görüşüldü,
anlaşıldı. Yorulduk ve bu yüzden de 22 Mart'a kadar da film çıkmıyoruz.
Pek çok festivalden filmler alıyoruz. Bunları izliyoruz, bazılarını
televizyonlara satmaya karar veriyoruz. Seyircinin gerçekten sinemada
izlemesi gerektiğine inandıklarımız içinse mücadele veriyoruz, koşturuyoruz.
"Memento
- Akıl Defteri" de belki yazın değil de şimdi çıksa 80 bin değil
180 bin kişi toplacaktı...
Olabilirdi ama sık sık film çıkmaya çalışıyoruz ve salonlara film
dağıtımında bir tekelleşme var. UIP ve WB hemen hemen her hafta
film çıkıyorlar. Biz pazarda dördüncü sıradayız, A & P ise beşinci.
Bir haftanın programında 5 film olduğu zaman, siz filminizi çıkacak
salon bulmakta zorlanıyorsunuz... Tarihleri iyi inceleyip, aralara
sıkışmak gerekiyor. Haziran sonu ile Ağustos ortası arası çok boştu
örneğin bu sene. Biz de o tarihler arasında hem "Amores Perros"u,
hem de "Memento"yu çıkarttık. Ve de iyi sonuçlar aldık. Eylül'de
"Aşk Zamanı"nı çıktık ama diğer şirketlerden de çok film çıkınca
tabii film 38-39 bin seyircide kaldı. Sonra da "Amelie" geldi Kasım'da...
"Amelie"nin seyirci sayısı da 160 bini geçti ki bu çok
çok iyi bir rakam...
Bir açıdan çok akıllıca belki de bu filmleri yazın çıkmak çünkü
pazar boş. Ve özellikle biraz daha entellektüel olan seyirci yazın
da geliyor bu filmlere... Böylece bu filmler de 60 ve 80 bine ulaşabiliyor...
Evet şirketler film gösterim tarihlerini çok sık değiştiriyorlar.
Uzaktan çok kolay gibi görünüyor ama aslında çok ince hesaplar yapmak
gerekiyor. Bir filmle ilgili ortalama 3 ay çalışıyoruz. Film çıktığı
zaman ise bizim o filmle işimiz bitiyor. Sıra yeni filme geliyor.
Peki New Line'ın tüm hakları size mi ait?
Evet sinema gösterim, VCD, DVD ve televizyon...
New Line DVD'leri henüz Türkiye piyasasında bulunamıyor. Bu konuda
planlarınız var mı?
Bir senedir vcd çıkmıyoruz biz. Vcd-Dvd piyasasında Palermo, Tiglon,
7. sanat ve Fanatik diye 4 firma var. Biz daha önce Palermo ve 7.
Sanat'la çalıştık. En son geçen yıl 10'luk bir paket çıktık, "Şahane
Bekar" filan. Ama kriz dönemine geldi ve satışlar beklentilerimizin
çok altında kaldı. Sonra yaz geldi. Yazın çıkmadık. Sonra da "Yüzüklerin
Efendisi" için çalışmaya başladık o yüzden pek çok filmimiz birikti.
"Hücre", "15 Dakika", "Kayıp Ruhlar" filan ne zaman çıkacak diye
soruyor seyirciler bize. Bunların Dvd'lerini çıkmak istiyoruz. Vcd
çıkartmak istemiyoruz artık. Dışarda Dvd'leri çok yüksek fiyatlara
satıyorlar. 35-40 dolar istiyorlar Dvd başına, biz kendimiz satmak
istiyoruz Dvd'leri... Ve satış fiyatını daha uygun tutmak niyetindeyiz...
Türkiye'de sinema sektörünün sorunlarına dönersek...
İlk ve en büyük sorunumuzun korsan Vcd'ler olduğunu söylemiştik.
İkinci sorun ise Belediyelerin aldığı rüsum. Film biletini bastırdıktan
sonra, Vergi Dairesi'ne gittiğiniz anda makbuz onaylatılırken, %
15.825'lik bir vergi ödeniyor. 98'ten önce bu vergi yabancı filmler
için % 26, yerli filmler içinse % 0 idi. Şimdi ise tüm filmler için
aynı, ve bu oran da hem sinemacıyı, hem yapımcıyı, hem de dağıtımcıyı
etkiliyor. Ve Belediyeler bize hiç yardım yapmıyor. Afiş astırmıyor,
asarsanız ceza yazıyor. Üçüncü konu gümrükle ilgili çıkan yeni bir
kanun... 2001'in son ayında çıkan yeni bir kanunla ithalatçılardan
filmin uzunluğuna göre vergi alınıyor. Bir kopyayı gümrükten çekmek
için ödediğiniz vergi de 3 katına çıktı şimdi... Dördüncü konu ise
sinemaların küçülmesi. Bazı sinemaların bölünme sürecinde bazı salonları
çok küçük oluyor ve bu da seyirciye sinema keyfini vermiyor, zevkini
yaşatmıyor. Örneğin Bir Süreyya, Emek, Reks'te film izlemek başka...
Yeni salonlardan da iyileri var elbette; Capitol'ün 1 ve 4. salonları,
Profilo Cineplex Odeon'un 1 ve 2. salonları gibi... Küçük bir salona
film izlemeye giden seyirci, tüm salonların öyle olduğu fikrine
kapılıyor ve sinemanın keyfini anlayamıyor. Aslında 50-60 kişilik
bir salon için Dolby Digital ses düzeni kurulmaz. Bunu Matris Mühendislik
de söyler. Tabii salonun tasarımı özeldir; koltuklar yatar, hostes
kızlar hizmet eder o zaman başka... Bir başka eksikliğimiz ise online
bilet satışının henüz tam olarak gerçekleşememesi... Teknoloji hala
yeterince gelişmiş değil. Örneğin bir filmi gösterime sokuyorsunuz,
haftasonu o filme ne kadar seyirci gitmiş, bunu Pazartesi sabahı
öğrenemiyorsunuz. Öğleden sonra 3'te 4'te ancak faks geliyor sinemalardan.
Amerika'da bu böyle değil; yapımcı sabah kalkınca hemen öğreniyor
durumunu...
Sinema salonlarına yatırımlarınızın devamı gelecek mi?
İstanbul'da yer bulmak zor artık. Yeşilköy'de 20 salonlu bir komplex
yapılıyor, krizde biraz yavaşladı proje, aşılması gereken sorunları
var, ordan teklif geldi. Potansiyelini değerlendiriyoruz. Eski İETT
garajının olduğu yerde 8 salon olacak oraya da teklif vereceğiz.
Hasanpaşa da yeni bir alışveriş merkezi içinde salonlar olacak.
İş bankası Çarşısı'nda ticari 3 salon yapılacak oraya de teklif
götüreceğiz. Trabzon'da salon açmayı düşünüyoruz. Erzurum ve Erzincan'da
da seyirci potansiyeli var ama salon sayıları bu şehirler için çok
az. Zaten şu anda Türkiye'de 892 perde var. Kıbrıs dahil. Ve bu
sayı 70 milyonluk bir ülke için çok az. 2001'de toplam sinema seyircisi
28 milyonu buldu. 2002 daha da iyi olacak inşallah. Yılın sonunda
"Yüzüklerin Efendisi" çıtayı biraz daha yükseltti. 2002'de de ikincisi
var...
"Yüzüklerin Efendisi 2" ne zaman girecek gösterime?
Tıpkı ilk film gibi. 18 Aralık'ta Amerika'da, 20 Aralık'ta Türkiye'de...
Biz
de bekliyoruz. Peki son 10 yıl içersinde beklentilerinizin üzerinde
ilgi gören ya da beklentilerinizin altında kalan filmler oldu mu?
Ben 3 yıldan beri Umut Sanat'ta çalışıyorum, daha önce 9 yıl UIP'de
çalışmıştım, o yüzden her ki şirket için de söyleyeyim. "Titanic"ten
2 hafta önce UIP olarak "The Jackal - Çakal"ı çıkmıştık 20 kopyayla
ve filmi 867 bin kişi izlemişti. Bu çok büyük bir başarıydı. 89
yılında "Rain Man - Yağmur Adam", 7 kopyayla 790 bin kişi toplamıştı,
kopya başına 100 - 110 bin kişi düşüyordu ki şimdi tüm sinemacıların
amacı kopya başına 4000 seyirci toplamak, çünkü 4 bin seyirci kopya
masraflarını çıkartıyor. "Rush Hour 2 - Bitirim İkili 2"den çok
şey bekliyorduk, ama televizyon kanalları filmin gösterime girdiği
Cuma'dan itibaren Jackie Chan filmleri göstermeye başlayınca insanlar
gitmediler filme. 230 bin kişide kaldı film 59 kopyayla. "Rush Hour
1" 26 kopyayla 288 bin kişi tarafından izlenmişti. Kopya başına
11.100 kişi düşüyordu, 2. filmde ise bu ortlama 4070'te kaldı.
Film kendini kurtardı yani...
Evet ama beklentilerimizi karşılamadı. Geçen yıl "Dancer in The
Dark - Karanlıkta Dans"tan çok memnun kaldık. 8 kopyayla 85 bin
kişiye ulaştı film. "Memento - Akıl Defteri" ve "Amelie" de iyi
sonuçlar aldığımız filmler oldular. Kopya başına düşen seyirci sayısı
10 bini geçince çok çok iyi sayılıyor zaten. "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar"ı
ikinci kez çıkmamıza rağmen maalesef beklediğimiz rakama ulaşamadık.
Siz filmlerinizi ikiye ayırıyorsunuz. Daha ticari olanların dağıtımını
Warner Bros.a veriyorsunuz, sanat ağırlıklı filmleri ise kendiniz
dağıtıyorsunuz. Bundaki amacınız nedir ve sonuçlarından memnun musunuz?
Umut Sanat filmlerini üç, üçbuçuk yıl UIP dağıttı, "Dumb and Dumber
- Salak İle Avanak", "İstanbul Kanatlarımın Altında" gibi... Sonra
Umut Sanat kendi başına dağıtım yaptı bir süre, sonra da Pinema'yla
ortak çalıştı 3-4 ay. Sonra tekrar kendi başına dağıtmayı denedi
filmlerini ama o dönemde filmler çok aralıklı olarak girebildi vizyona.
Sonra ise WB. ile anlaşıldı. İlk olarak "Most Wanted - Kumpas" filmi
dağıtıldı 1998 Temmuz ayında. O zamandan beri de WB-Umut Sanat ortaklığı
sürüyor. WB. Umut Sanat'ın genelde Amerikan yapımı filmlerin dağıtımını
üstleniyor. WB zaten 100 binin altında seyirci toplayacak filmleri
programına almıyor. Biz Avrupa ve sanatsal ağırlıklı filmleri kendimiz
giriyoruz. Zaten o filmleri her salonda giremiyorsunuz, sanatsal
filmler bazı salonları istiyor. Örneğin İstanbul'da Beyoğlu Alkazar,
Beyoğlu, Kadıköy'de Moda ve Broadway, Levent'te Türsak gibi. Ama
mesela Mecidiyeköy Cineplex Odeon'da verim alamıyorsunuz bu filmlerden;
Capitol'e ise her tür seyirci gidiyor. Filmine göre sinema seçiyoruz.
"Yüzüklerin Efendisi"ni de biz de çıkardık ama diğer filmcilerin
sıkıştırmasıyla karşı karşıya kalırdık. Çünkü WB. bizim filmimiz
için "Harry Potter"ı ileri tarihe attı. "Yüzüklerin Efendisi"nin
bir hafta sonrasına da koyabilirdi filmi, ama tabii o zaman ikisinin
de pazar payı düşerdi.
Önümüzdeki dönemde patlama yapmasını beklediğiniz filmleriniz
var mı?
"Yüzüklerin Efendisi 2" var, "Final Destination 2 - Son Durak 2"
var, "Blade 2" var. "Austin Powers 3" çekiliyor ama onu çıkar mıyız
bilmiyorum, çünkü ikincisi hüsrandı. İlkini de Özen Film çıkmıştı
zaten... 5 Nisan'da "Life As A House"u çıkıyoruz. Sonra Mayıs'ta
"John Q" var Nick Cassavetes'in yönettiği, Denzel Washington ve
Robert Duvall'in oynadığı... 1999 Cannes Film Festivali'nin açıılış
filmi "Vatel"ı Temmuz'da çıkacağız. Cate Blanchett'ın oynadığı "Charlotte
Gray"i 2 Ağustos'ta çıkacağız. Spike Jonze'nin yeni filmi "Adaptation"da
Nicolas Cage ve Meryl Streep oynuyorlar, bu filmi de Eylül'de çıkmayı
planlıyoruz. Bunlar WB.un dağıtacağı filmler. Umut Sanat olarak
ise 22 Mart'ta "No Man's Land"i çıkacağız. Sonra 12 Nisan'da "Sibirya
Berberi" var... Ve de hala vizyona çıkarmayı umduğumuz "The Cradle
Will Rock - Ve Beşik Sallanacak"...
Son olarak, TurkiyeOnLine kullanıcılarına iletmek istediğiniz
bir mesaj var mı?
Sinemadan uzaklaşmasınlar, korsan VCD almasınlar ve unutmasınlar
"sinema kültürdür"...
Çok teşekkürler...
Söyleşi: Ersan Çongar
Not: Metin Ergül'e metine@umutsanat.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz...
|