KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

Vizyon Programı
Gelecek filmlerin vizyon tarihleri...

Film Arşivi

Haberler
Sinema dünyasında neler oluyor?

Kamera Arkası
Yapım aşamalarına ait ilginç ayrıntılar...

Kameranın Arkasındakiler
Yönetmenler hakkında bilmek istedikleriniz.

Tanıdık yüzler
Sinema oyuncularını yakından tanıyın...

Foto-klik

Gereksiz Bilgiler

Replik

Özel Dosya

Söyleşi

Sektör

 
  Sektör
"Sektör" köşemizin amacı hem Türkiye'deki sinema sektörünün sorunlarını belirlemek ve bunları seyircilerle ve ilgililerle paylaşmak; hem de izlediğimiz filmleri bize sunan şirketleri sinemaseverlere tanıtmak... Bu hafta köşemizin konuğu Umut Sanat Ürünleri'nden Yapım ve Uluslararası Dağıtımdan Sorumlu Müdür Nida Karabol...


Nida Karabol
Umut Sanat Ürünleri

Umut Sanat 90'lı yıllarda sinema sektöründe önemli atılımlar gerçekleştirdi. Umut Sanat bünyesinde sinemacılık anlamında son 10 yılda neler değişti? Sektöre girdiğinizde beklentileriniz nelerdi? Bunların en kadarı gerçekleşti? Hedeflerinize ulaştınız mı?
Umut Sanat Türkiye'nin ilk telif hakları ajanslarından biri olarak 30 yıl önce kuruldu. Kurucuları ise Türkiye'deki Sinematek'in kurucularındandır. Sinema sektörüne de vizyon sahibi olarak girdik. Amacımız seyirci profili yelpazesini genişletmek, sadece belli bir türün değil, çeşitli filmlerin Türk seyircisine ulaştığı bir anlayışı oturtabilmekti ve bu anlamda da prestij bizim için çok önemliydi. Yıllar içinde bu yerine oturdu ve amacımıza kısmen ulaştık. Her yıl verilen çeşitli ödüller de bizim için bunun bir göstergesi... Özellikle SİYAD'ın verdiği yılın yabancı filmleri ödülü ya da geçen hafta "Memento - Akıl Defteri"nin aldığı Sinema Gazetesi Halk Ödülü gibi... Bu bize gösteriyor ki hem eleştirmenler, hem de seyirci bizim gösterime soktuğumuz filmleri seviyor, onaylıyor.
Nida KarabolTürkiye'de 90'lı yılların başında sinema-tv fakülteleri çok azdı şimdi bu sayı 17-18'e çıktı. Tabii aslında herşey eğitime ve üretkenliğe bağlı. Türk sinemasının bir endüstriye dönüşmesi gerekiyor. Bunun için da iki anahtar vardı bence; biri eğitim, diğeri de üretiminin fazlalaşması. 90'lı yıllarda bu ikisi de gerçekleşti diye düşünüyorum. 2000'lere girerken artık Türk sinemasının durumu da, Türkiye'de dağıtılan yabancı filmlerin çeşitliliği de bunu gösteriyor.

Umut Sanat'ın bir de televizyon ayağı var, televizyonda izlediğimiz filmleri pek çoğu Umut Sanat aracılığıyla televizyonlara satılıyor...
Evet ama televizyonları sadece filmle beslemiyoruz. Başka programlar da veriyoruz, format haklarını televizyonlara satıyoruz, "Çarkıfelek" gibi yarışmaların örneğin, fikir lisanslarını veriyoruz, Türk versiyonları yapılabilsin diye. Çizgi filmden tutun dizilerden belgesele kadar her türlü programı sağlıyoruz televizyonlara... Filmlerle ilgili şöyle bir çalışmamız oluyor, bazı firmaların Türkiye'deki tek yetkili ajanslığını yapıyoruz. New Line, Canal Plus gibi. Sinemaya getirdiğimiz filmlerin tüm görsel hakları da zaten bize ait oluyor. Ya da bazı televizyon filmlerini ya da sinemada göstermemiz söz konusu olmayan filmleri doğrudan televizyonlara satıyoruz.

Televizyon sektörünün büyümesi de sizin büyümenizle paralel yürüyor bir yerde...
Tabii, özel televizyonlar açılmaya başladıktan sonra bizim de müşterimiz arttı. Eskiden televizyon kanalı olarak tek müşterimiz TRT idi. Yine o konuda da belli hedeflerimiz var. Birçok eğitim kataloğunun Türkiye'deki temsilciliğini yapıyoruz, belgesellerin de. Örneğin "İpek yolu" en az 4-5 kere değişik kanallarda gösterilmiştir. Kaliteli iyi yapımın doğru bir eğitim vermek gibi bir misyonu var bize göre, yarışmalar da buna iyi birer örnek olabiliyor. Bunun dışında bir de çizgi film stüdyomuz var. Dünyada genel bir kuraldır televizyonculukta, çizgi filmlerin payı % 33'tür. Çünkü çizgi filmler yeni jenerasyonlara açık birşey. Bir de şu var, çocuklara % 100 yabancı kültürü veren şey aslında çizgi filmler, biz de çocuklara Türk kültürünü biraz daha iyi verebilmek için bu çizgi film stüdyosunu açtık. "Nasrettin Hoca" ve Piyale Madra'nın "Piknik"ini hayata geçirdik. Bunları da bir vizyon, bir hedef olarak görüyoruz.

Umut Sanat iki adet Türk filmine de yapımcı olarak imza attı bu 10 yıl içinde: "İstanbul Kanatlarımın Altında" ve "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar". Nasıl gelişti bu yapımcılık süreci, sonuçlarından memnun musunuz ve devamı gelecek mi?
Evet devam edecek. Bizi cesaretlendiren ve doğru bir iş yaptığımızı gösteren ödüller oldu zaten. Bu iki filmin de yapımcılığını üstlendik; birinden kazandık, öbüründen kaybettik. Her ikisinden de yapımcı olarak tatmin olduk Türk sinemasına birşey verebilme anlamında... Özenli çalışmalar oldular çünkü. "İstanbul Kanatlarımın Altında" o dönemden bu döneme uzanan bir kapı açtı diye düşünüyoruz. Çünkü "İstanbul"un sadece 9 kopyayla o dönemde 500 binin üzerinde seyirci toplaması Türk filmlerinin vizyon bulmasına neden oldu...

Bir yerde çıtayı yükseltti...
95 yılına kadar, 10-13 yıllık bir dönem vardı ki Türk filmleri vizyona giremiyordu, girse bile tek kopya giriyordu, o da 2-3 bin - en fazla 10 bin seyirci çekiyordu. Sonra "İstanbul Kanatlarımın Altında" gösterime girdi. Onu "Eşkıya" izledi. Bundan sonra zaten Türk filmi üretiminde artış görüldü, çünkü yapımcılar, Türk sinemasına yatırılan paranın geri dönebileceğini gördüler.
"Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" yien bir dönemin Türkiye profilini çizen bir filmdi; hayatla bağlantılı olarak takım ruhunu ve bunun Türkiye'nin en büyük çıkmazı olduğunu anlatıyordu. Ben şahsen bunu Türkiye'nin bugünkü durumunun sebebi olarak görüyorum, yani bir birlik olamamamızı... Elbette ki değişik düşünceler, yapılar olacak, birbiriyle çatışacak ondan yeni şeyler çıkacak ama, herkes ayrı bir şey söyleyip herkes birbirini kösteklediği zaman hiçbirşey vücuda gelmiyor. "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" 2000 Kasım'ında yaşadığımız ilk ekonomik krizin hemen ardından gösterime girdi ve ordan bir darbe yedi. O aylarda Türkiye'deki sinema seyirci sayısı % 40 oranında azaldı. Filmin seyirciye ulaşamama sebepleri ben de hala soruyorum kendime, çünkü filme giden hemen herkes filmi sevdi. Belki biraz uzun geldi, belki kadın seyirciyi çekmedi - futboldan çok hayata ve Türkiye'ye dair bir film olmasına rağmen... Biraz minyatür tarzı işlenmiş bir filmdi ve bir Türkiye profili çiziyordu ama bir tek kahramanı yoktu.

Peki geçen yıl içinde gösterime giren "Amelie", "Yüzüklerin Efendisi" gibi filmlerinizin gördüğü ilgiden memnun musunuz?
Evet 2001 sonunda yüzümüz güldü diyebilirim, gerek "Amelie", gerek "Yüzüklerin Efendisi" için çok çalıştık. Filmler de iyi olduğu için iyi seyirci profilleri çizdiler ve çizmeye de devam ediyorlar.

Türkiye'de sinema pazarının yarınını nasıl görüyorsunuz?
Öncelikle çeşitli dernek ve kuruluşların üretimi arttırması gerektiğine inanıyorum. Bunun yanı sıra, hem üretilen filmlerde, hem de ithal edilenlerde sanatsal kaygıların biraz daha artması şart. O kaygılar yerine oturduğunda, "Türkiye'deki seyirci profili de yerine oturacak ve gözlemlediğim kadarıyla bu konuda bir gelişme var.
Amerikan pazarlama sisteminde söylenen birşey vardır: Sinema, bütün moral bozukluklarının bir çıkış noktasıdır aslında. Çünkü o iki saat boyunca ya kendinizle başbaşa kaırsınız, ya da sadece izlediğiniz filmle... Aslında sinema, Türkiye için de bir moral kaynağı... Ve ben Türkiye'de sinema sektörünün geleceğini aydınlık görüyorum...

Çok teşekkürler...

Söyleşi: Ersan Çongar


Umut Sanat Pazarlama Direktörü Metin Ergül söyleşisi için tıklayınız...
Haftaya Medyavizyon'dan Oğuz Erginer, "Sektör" köşemizin konuğu olacak...
Bu yazıyı başkasına göndermek için


 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
 
Copyright © 2000-2003 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.