|
Hugh
Grant ile kadınlar, aşk ve oyunculuk üzerine...
"Four
Weddings and a Funeral - Dört Nikah Bir Cenaze" adlı romantik
komediyle yıldızlaşan İngiliz aktör Hugh Grant, "Love Actually
- Aşk Heryerde"de filminin senaryo yazarı Richard Curtis ile
dördüncü kez işbirliği yaptı. Curtis'in ilk yönetmenlik sınavını
verdiği "Love Actually" için otoriteler bir konuda görüş
birliğine vardı: Bu film son yılların en büyük romantik komedisiydi.
43
yaşındaki yakışıklı aktör, bu filmde kendisini Aşk Tanrısı Eros'un
oklarından kurtaramayan çiçeği burnunda İngiliz Başbakanı rolünde
kamera karşısına geçti. Londra'nın tarihi mekanlarından Dorchester
Hotel'da gerçekleştirilen aşağıdaki söyleşide Hugh Grant'ın yaşam,
aşk, oyunculuk ve yeni filmi "Love Actually" ile ilgili
düşüncelerini bulabilirsiniz.
"Richard
ile uzun süredir beraber çalışıyorsunuz? Aranızdaki işbirliği sürecinin
nasıl geliştiğini anlatabilir misiniz?"
"Öncelikle
şunu belirtmeliyim ki, Richard, 'Four Wedding and a Funeral'deki
rolü Alan Rickman'ın oynamasını istemişti. Rolü ele geçirebilmek
için çok sıkı mücadele verdim. O dönemlerde Avrupa dışına çıkamayan
istikrarsız, tutarsız ve düzensiz bir kariyerim vardı. Richard'ın
yazdığı 'Four Weddings and a Funeral'de istediğim herşey fazlasıyla
vardı. Eğer o film olmasaydı bugün hala dört bölümlük Fransız mini
dizileri yapmaya devam ediyor olacaktım."
"O
filmde oynadığınızdan beri sizde ne gibi değişimler oldu?"
"Şimdi
artık biraz daha cesurum diyebilirim. Dediğim gibi, kariyerimin
Avrupa ağırlıklı aşamasında öyle bir iş almak büyük şanstı benim
için. O konumdayken, yani kariyerinizde belli bir noktaya gelmemişken
kimseyle ağız dalaşına giremiyorsunuz. Sadece senaryoyu ve parayı
sorup, 'Peki oynarım' diyorsunuz. Ancak sonradan filmlerin sayısı
arttıkça insan daha fazla şeye burnunu sokmaya başlıyor. Örneğin
bu filmde Richard'a gidip, 'Tamam senaryo çok keyifli olmuş ama...'
diye söze başladım ve 'Son birkaç filmde yakışıklı erkekleri oynamak
hoşuma gitti. Kızların beni böyle beğendiğini keşfettim. Bu rolü
biraz daha hoş yapmaya ne dersin?' teklifini yaptım. İşin ilginç
yanı, Richard da bunu kabul etti."
"Bu
film için gerçek anlamda bir ortak çalışma denebilir. Bu kadar çok
aktörle aynı ekranı nasıl paylaşabildiniz?"
"Bu
aralar yaşamımda öyle bir aşamaya geldim ki, oyunculuk yapmak bile
içimden gelmiyor. Özellikle de başrolleri istemiyorum. Bir filmin
başrolünde oynamayı çok stresli bir iş olarak görüyorum. Evimde
oturup televizyon seyretmek veya golf oynamak daha eğlenceli geliyor.
Bu açıdan bakınca böyle kalabalık bir filmde oynamak ideal geldi.
Ayrıca 'kendimi paylaşmak' veya 'gücümü azaltıp kendimi sulandırmak'
pek o kadar da büyük bir fikir sayılmaz."
"Öyleyse
başrol arkadaşınız Colin'in (Firth) kötü oynamasını umdunuz..."
"Ben
Colin'in kötü oynamasını her zaman istemişimdir. Aslında zaten kötü
bir oyuncudur."
"Kadınlar
konusuna gelecek olursak, bu filmde hepsi de idealize edilmiş farklı
farklı kadın tipleri var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?"
"Bence
bu filmde önemli bir ders var. Richard insanların kolay aşık olabildiğine
inanır. Belki size garip gelebilir ama benim gibiler için hiç de
kolay değildir. Bu tip filmler, zaman zaman aşık olmayı hatırlamama
yardımcı olur. Fransa ve İtalya gibi ülkelere gittiğinizde oralardaki
herşeyin klasik İngiliz yaşam tarzından farklı olduğunu görürsünüz.
İnsanların gündelik ajandasının öncelikli sırasında romantizm yer
alır. Oysa İngiltere'deki öncelikler televizyon seyretmek, golf
oynamak, pub'da takılmak, bahçeyle veya evdeki köpekle ilgilenmek
şeklindedir. Fransa ve İtalya'da durum böyle olunca günlük hayatınızda
tanıştığınız her yeni insan potansiyel bir romantik ilişkinin habercisidir.
Romantizmin ve aşkın böylesine ön planda olduğu bir film eğer ki
Protestan İngiliz kültüründe yapılmışsa bunun yeterince fantastik
olduğunu düşünüyorum. Aynı durum belki Amerika için de uygulanabilir.
Katolik ülkelerin bizlere göre daha keyifli yaşadığını hissediyorum.
Ama bu ayrı bir konu elbette..."
"Oyunculuğa
isteğiniz neden azaldı?"
"Bilemiyorum.
Yoruldum belki de... Bence en doğru tanımlama bu oldu. Her sabah
uyandığımda, 'Hadi bakalım şimdi gidip filmi yapalım' diye düşünmek
zorundayım. Artık böyle şeyleri tam anlamıyla hissedemez oldum.
Sanırım biraz çılgınlık yapmak istiyorum. Özel yaşam istiyorum."
"Ünlü
olmaktan mı yoruldunuz?"
"Kimbilir
belki de bu kadar ileri gitmemeliydim. Ama oldu bir kere. İnsan
benliğinin içinde öyle bir bölüm var ki, zaman zaman herşeyi değiştirmeyi
istiyor. Hatta zaman ilerledikçe bu değişikliğin acil olarak yapılmasını
talep ediyor. En azından benim için bu böyle..."
"Aşk
sizin için ne anlama geliyor? Bu konudaki düşünceniz yıllar içinde
nasıl değişti?"
"Bu,
üzerinde kafa yormak istediğim bir soru değil..."
"Peki
o zaman başbakanlık konusuna gelelim. Başbakan olsaydınız neler
yapardınız?"
"İzleyeceğim
politikalar aşırı sağ ve aşırı sol kanatlara kadar her görüşü kapsardı
diye düşünüyorum. Tuhaf bir karışım yani... Örneğin televizyonun
fişinin çekilmesini isterdim."
"Ama
televizyon izlemeyi sevdiğinizi söylemiştiniz..."
"Biliyorum
ama televizyon benim hayatımı mahvetti. Sanırım her insanın hayatını
bir noktaya kadar mutlaka mahvetmiştir. Bu yüzden televizyona hayır.
Gazetelerin çoğu da yasaklanırdı."
"Bu
da beni işsiz bırakırdı."
"Evet,
mümkündür. Ayrıca vergileri de büyük oranda yükseltirdim. Fransızların
yaptığı gibi eğitim ve sağlık gibi konulara büyük miktarda para
akıtırdım. Bunun sonucunda herkes biraz yoksullaşırdı ama Arnie'nin
politikalarından daha komplike olurdu."
"Kaliforniya
valiliğine seçilen Schwarzenegger'in politikası hakkında fikriniz
var mı?"
"İzlediği
politika konusunda pek bilgim olduğunu söyleyemem. O bana her zaman
çekici ve zeki bir adam gibi gelmiştir. Bence bu ikisi bir vali
için mükemmel niteliklerdir."
"Filmdeki
dans sahnesi için bir koreograf ile çalıştınız mı?"
"Hayır,
herşeyi kendim yaptım. Bu filmde yaşadığım deneyimin sonucu olarak
bir daha asla dans etmeyeceğim. Filmlerde oynamanın getirdiği çeşitli
tuzaklar vardır. Filmin kurgulanmış halini görünceye kadar ne yaptığınızı
tam olarak göremezsiniz. Dans sahnesinin çekimleri sırasında monitöre
hiç bakmamıştım. Ama monitör başındaki insanların gülüştüğü kulağıma
geliyordu. Çok sonraları monitöre bir bakayım dedim. Bir de ne göreyim?
Karşımda çağdışı şekilde dans eden bir adam vardı. Üstelik bu orta
yaşlı adam hayli mutsuz görünüyordu ve biraz kiloluydu. O sahneyi
izledikten sonra hayatım boyunca bir daha asla dans etmemeye karar
verdim. Bu kadar çağdışı dans ettiğim konusunda bunca yıldır bir
fikrim yoktu."
"Portresini
çizdiğiniz karakterin tatlı dilli ve filmin de duygusal olduğunu
düşünüyor musunuz?"
"Açıkçası
'duygusal'ın doğru sözcük olduğunu düşünmüyorum. Bence buradaki
doğru sözcük 'sıcak' olmalıdır. Ayrıca bakış açısı bakımından da
inanılmaz cesur bir filmdir. Çünkü sanatın bütün türlerinde pozitif
bakış açısı getirmenin modası geçmiş bir yaklaşım olup olmadığı
tartışılan bir konudur. Özellikle sinemada bunun çok tartışıldığını
görüyoruz. Richard'ın
da dediği gibi, hapishaneden çıkan bir insanın çocukları öldürdüğü
anlatıldığı zaman bunun adına neden 'dehşet verici gerçekçilik'
deniyor? Oysa aynı konuya daha sempatik açıdan yaklaşılıp, esas
gerçeğin insanları doğramakta değil; eşlerini, çocuklarını ve insanları
sevmekte olduğu anlatılabilir. Böyle yapıldığı takdirde buna, 'yakıcı
gerçekçilik' denebilirdi. Bence böylesi de mümkün.
Bizim
bu filmde karşılaştığımız en büyük zorluk dokuz öyküden oluşmasıydı.
Bu yüzden kaçınılmaz bir şekilde duyguların toplamı şeklinde vermek
zorunda kaldık. Erkekle kadının birebir karşı karşıya olduğu ve
erkeğin kıza evlenme teklifi yaptığı filmler gibi yapamazdık. O
takdirde aynı şeyi dokuz kez tekrarlamak gibi bir durum ortaya çıkardı."
Entertainment
News Wire
"Aşk
Her Yerde" filmi hakkında ayrıntı için tıklayın...
|