KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

Vizyon Programı
Gelecek filmlerin vizyon tarihleri...

Film Arşivi

Haberler
Sinema dünyasında neler oluyor?

Kamera Arkası
Yapım aşamalarına ait ilginç ayrıntılar...

Kameranın Arkasındakiler
Yönetmenler hakkında bilmek istedikleriniz.

Tanıdık yüzler
Sinema oyuncularını yakından tanıyın...

Foto-klik

Gereksiz Bilgiler

Replik

Özel Dosya

Söyleşi

Sektör

 
  Söyleşi
Jean Pierre JeunetJean-Pierre Jeunet

"Delicatessen - Şarküteri" ve "The City Of Lost Children - Kayıp Çocuklar Şehri"nin yönetmenlerinden Jean-Pierre Jeunet, "Alien 4 - The Resurrection"ın ardından yeniden Fransa'da... Jeunet, son filmi "Amelie"den bahsediyor...

Jean-Pierre Jeunet"Alien 4 -The Resurrection" adlı filmi gerçekleştirdikten sonra nasıl bir ruh halindeydiniz ve sizi "Amelie From Montmartre" adlı yapıma iten şey neydi?
"Alien"dan sonra Fransa'ya dönüp, birkaç arkadaşımla 'küçük' bir film yapmayı istediğimi hatırlıyorum! Gerçi "Alien" olağanüstü bir maceraydı, ama aynı zamanda taşınması ağır bir yüktü... Aslında Fox, "Alien" teklifini getirdiğinde, zaten "Amelie" üzerinde çalışmaya başlamıştım bile. Sahnelerle, durumlarla, karakterlerle, pek çok özel isteklerle ilgili şeyler kafamda oluşmuştu, ancak zor olan bunları bir araya getirecek ortak bir payda bulmaktı. Özet olarak, filmin ne hakkında olacağını tam olarak tespit edemiyordum. Döndüğümde, projeme bıraktığım yerden devam ettim.

Bu noktada filmin ne hakkında olacağını belirlemek daha kolay mı oldu?
Hayır, hemen değil. Biriktirdiğim tüm küçük anekdotlar, dört beş farklı filmlik malzeme oluşturuyordu, ama tek bir filme uymuyordu! Daha sonra, tüm bu fikirleri enine boyuna düşündüğümde, birden olgun bir meyve gibi kafama düştü: Filmin ortak paydası, başkalarının yaşamını değiştirmeye karar veren bir kız olacaktı. Birden bire, herşey yerli yerine oturdu... Guillaume Laurant'la birlikte yazmaya başladık. Hatırladığım kadarıyla, Dünya Kupası'nın ilk günüydü. O noktadan itibaren, sürekli yokuş aşağı ilerledik.

Guillaume Laurant ile nasıl tanıştınız?
Bu da harika bir film hikayesi. "Delicatessen - Şarküteri"nin gösterimde olduğu sıralarda, kendisi farklı şeyler yapıyordu. Örneğin, sırf zevk olsun diye, telif hakkına sahip olmadığı bir kitaptan uyarladığı bir senaryo yazmıştı! "Şarküteri"yi izledikten sonra, kız arkadaşı ona şöyle demiş: "Senaryonu Caro ya da Jeunet'ye göndermelisin". Telefon rehberine baktığında, iki Caro, bir tek Jeunet bulmuş. Böylece bana göndermiş. Senaryosunu okudum ve bunu bildirmek için onu aradım. Telesekreterinde gerçekten komik bir mesaj bulmam da onunla tanışma isteği uyandırdı ve her şey böylece başladı... İlişkimiz o noktadan sonra ilerledi. "The City Of Lost Children- Kayıp Çocuklar Şehri"nin diyaloglarını yazdı... Hatta "Alien"ın sonunu yazmak için çırpındığımız bir anda, onu yardıma çağırdım. Bir son yazdı, ama filmde kullanılan son bu olmadı.

Sizce birbirinizi ne şekilde tamamlıyorsunuz?
Düşünüş şeklimiz birbirine çok benziyor. Ama o daha çok diyaloğa, bense görselliğe yöneliyorum. Fikirlere gelince, temelde benim bile olsalar, fikir alış verişimiz ping-pong oynamaktan farksız. "Amelie" ise doğrudan ondan çıkan fikirlerle dolu. Örneğin, sokak suflörü.

Filmde bir envanter özelliği var, Prevert'in çalışmalarını anımsatıyor...

Listeleri seviyorum, kolleksiyonları seviyorum. Aslında, kendim de kolleksiyon temalarının koleksiyonunu yapıyorum! Filmde bunlardan birkaçını kullandım: Nino betondaki ayak izlerini parçaları, tüm bu fikirleri bir kutuda topluyordum. Hala da topluyorum, ama bu günler, biraz rasyonel biri olduğum için, tüm bu fikirleri bilgisayarımda depoluyorum...

Bu fikirler kurgusal ya da hayal edilmiş şeyler mi, yoksa bazıları kendi yaşantılarınızdan mı kaynaklanıyor?
Her ikisi de. Filmin yapısında zor olan nokta, gerçek yaşam anekdotlarıyla, tamamen hayal ürünü fikirleri bir araya getirmekti. Bunları hikayeye zorla sokmak olmazdı; karakterin kişilikleriyle bağdaşmaları gerekiyordu.

Karakteri "Hoşlanıyorum, hoşlanmıyorum" şeklinde sunmanız, akla kısa filminiz "Foutaises"i getiriyor...
Evet, bunu hep yaptım. Sayfalar dolusu "Hoşlanıyorum, hoşlanmıyorum" listem var... Bunları kullanmak hassas bir konu, çünkü hem çok kişisel olmalılar, hem de herkese ulaşmak zorundalar. "Amelie"de buna bir de görsel unsurları katmak gerekti. Ama bu oynamayı sevdiğim bir oyun...

Peki ya filmde yer verdiğiniz televizyon bölümleri... Bunlar nereden geliyor?
Sizi yerinize mıhlayan ve ağzınızı bir karış açık bıraktıran bir görüntü başlı başına bir kolleksiyondur. Sihirli anlar kolleksiyonu. Sonuçta, "Hoşlanıyorum, hoşlanmıyorum" olgusuna yakın bir şey... Bu görüntüleri, bir dereceye kadar kafamda biriktiyorum. Amelie gibi, onları kaydetmiyorum. Bu nedenle, film için bu görüntüleri bulup çıkarmamız, aynı zamanda da yenilerini bulmamız gerekiyordu. Nesye ki, Canal+ bünyesindeki "Zapping"i tarayabilme olanağımız vardı...

AmelieEsas karakterin adı hep Amelie miydi?
Hayır, yapım sürecinde ortaya çıktı. Yazarken kafamda bir aktör ya da aktris olmasından hoşlanırım. Bu yüzden, birini aradık ve kendimize şöyle dedik: "Hey, bu "Breaking The Waves - Dalgaları Aşmak"ta Emily Watson'ı canlanırdığı karakter olabilir. O tarz bir içtenlik ve kararlılık"... Böylece, sırf çalışmamıza yardımcı olması için, kafamızda onunla işe koyulduk. Sonra kendimize sorduk: "Neden olmasın?". Daha sonraları, bir röportajda, o da benimle çalışmak istediğini söyledi. Böylece, karakteri ona göre yazdık ve Emily adını verdik. Ardından Emily Watson'la temasa geçtim. Buluştuk ve senaryoyu beğendi. Paris ve Londra'da pek çok kez daha buluştuk. Fransızca provalar yaptık ve bu şekilde yeteneğinin yarısının uçup gittiğini fark ettim. Bu nedenle, senaryoyu İngiltere'de başlayacak şekilde tekrar yazdım: Karakter İngiltere'de büyüyüp, sonradan Montrartre'a yerleşiyordu... Sorun hallolmuştu. Ama ön-çekimlerin ilk günü beni aradı ve kişisel nedenler yüzünden filmde yer alamayacağını bildirdi: Evini altı aylığına terk etmek istemiyordu; bu çok uzun bir süreydi. Tekrar başa döndük! Senaryoyu tamamen Montmartre'da geçecek şekilde tekrar yazdık. İsim kaldı, fakat Emily yerine Amelie oldu. Oyuncu kadrosunu Fransa'da oluşturmaya başladım. Bir gün bir posterin önünden geçiyordum ki bir çift kahverengi göze çarpıldım. Bir masumiyet ışıltısı, sıradışı bir ifade. Bu Gözler, bir Venus Beaute posterindeki Audrey Tautou'ya aitti. Bir toplantı ayarladım. Bir deneme yaptık. On saniye sonra, onun doğru kişi olduğunu anladım.

Sizce, en iyi niteliği nedir?
Onunla çalışmak gerçekten keyifli. Bu karakter için mükemmel olması bir yana, o gerçek bir karakter oyuncusu ki bu Fransa'da ender görülen bir şey. Buna ek olarak, çok ciddi bir sinematografi anlayışı var. Ve daha sadece 23 yaşında!

Diğer oyuncuları bulmak da bu kadar rahat oldu mu? Örneğin, "Yakışıklı Prens"i oynaması için Mathieu Kassovitz'e de böyle kolayca kapıldınız mı?
Evet, oldukça çabuk... Fransa'da yüzlerce romantik baş oyuncu yok. Sadece inanılmaz çekici ve yetenekli bir aktör değil, ama müthiş bir artısı daha var: Kamera onu seviyor. İkimiz çok iyi anlaşıyoruz ve üstelik o çok iyi bir yönetmen. Bu sayede filmler hakkında harika sohbetlerimiz oluyor.

Peki ya Jamel?
Jamel'in ortaya çıkışı ben Amerika'dayken oldu. Yani onu oldukça ani bir şekilde keşfettim. Bir günde olup bitiverdi; o zaman daha ne kadar büyük bir popülaritesi olduğunun farkında değildim. Ona sadece küçük bir rol teklif edebilirdim: bakkalın çırağı rolünü. Bu kibar ve hassas karakter için çok uygun olduğunu düşündüm. Kendisi "Alien - The Resurrection"a da bayılıyor. Ayrıca onu Zonzon'da görmüş ve harika bir aktör olduğunu düşünmüştüm. Onu çok beğeniyorum ve ve kendisiyle tekrar çalışmak isterim. Sanırım bu his karşılıklı...

"Amelie"nin oyuncu kadrosunda yer alan kişiler sizin gözde sinema oyuncularınızdan: Dominique Pinon, Rufus, Serge Merlin...
Dominique'siz bir film yapmam mümkün değildi. İlk başta, "Amelie"de onun için yeterince büyük bir rol yoktu; o yüzden, küçük bir rol vermek istedim. Ancak kendisi bunun yerine, kafeteryadaki aşırı kıskanç karakteri oynamak istedi. Rolün altında o kadar iyi kalktı ki harika bir karakter yarattı. Isabelle Nanty'yle oluşturduğu çift, hayal gücümün bile ötesindeydi. Bu, hem Dominique'in, hem de Isabelle'i n sayesinde oldu. Isabelle'i önceden tanımıyordum ama kendisi beni çok şaşırttı. Rufus'ün, baştan itibaren, Amelie'nin babası rolünde mükemmel olacağı apaçıktı. Kendisini daha önce sahnede izlemiştim. Freud rolü için yaşlandırılmıştı; çalışmasını çok etkileyici buldum. Üstüne üstlük, Amelie'nin babasını oynamak için sanki aylarca çalışmış gibiydi! Serge Marlin'e gelince, ilk başta hemen aklımda belirmedi. Önce daha duyulmuş aktörleri denedim; ama bir gün, bu karakter için mükemmel olacağı fikri birdenbire aklıma geldi! Yardımcı karakterleri seviyorum, karakter oyuncularını seviyorum, gerçek bir "yüz"ü, gerçek bir kişiliği olanları. Claire Maurier, Yolande, Moreau, Mıchel Robin, Maurice Banichou, Urbain Cancellier, Claude Perron, Clotilde Mollet'yle çalışmak büyük bir keyifti...

İlk kez stüdyonun dışında bir film çektiniz. Neden?
Çünkü er ya da geç stüdyodan çıkmak zorundaydım! Hikaye de buna uygundu; filmin kalbinin Paris'te atmasını istedim. Ne var ki, Kurosawa gibi, "her bir kare, resim gibi olmalıdır" görüşüne inanıyorum. "Estetik" olmamak elimden gelmiyor. Bana çekici gelen her şeyde, Tardi'nin karikatürlerinde olduğu gibi Paris imajını aradım. O ve ben aynı şeylere ilgi duyuyoruz: yükseltilmiş metro trenleri, bazı anıtlar, merdivenler, eski taş binalar... Mekan seçimlerim hep bu doğrultuda oldu. Daha sonra, caddeleri arabalardan temizledik, duvarlardan grafitileri sildik, posterleri daha renkli olanlarla değiştirdi, vs. Yani diyebiliriz ki şehrin estetik kalitesini elimden geldiğince kontrolüm altına almaya çalıştım. Post-prodüksiyonda dijital teknik kullanmak harikaydı, çünkü her bir binadan, son kareye kadar düzeltmeler yapabildik...

Dış mekanlarda çekim yapmak, çalışma şeklinizi değiştirdi mi?
Hayır, temel anlamda değiştirmedi. Her şartta, şunu söyleyebilirim ki hoşuma gitmedi! (Gülüyor). Her şeyi kontrol edemediğim fikrine alışamadım. Çekim alanında, yanlış yere park etmiş bir araba, birden bire kareye giren biri ya da yakınlardan gelen yüksek sesler her zaman oluyor. Her zaman yolunda gitmeyen bir şeyler çıkıyor... Tüm bunlar beni deli ediyor! Vakit nakittir. Ve vakit kaybetmemek için, çok kapsamlı bir hazırlık yaparım. Bu yüzden, öngörülemeyen bazı öğeler yüzünden bir kaç saat kaybetmek benim için hiç eğlenceli değil, hem de hiç!

İlk kez, görüntü yönetmeni olarak Darius Khondji yerine Bruno Delbonnel'le çalıştırınız...
Darius'un vakti müsait değildi. Bruno benim en eski dostumdur, birbirimizi 25 yıldan beri tanıyoruz. "Şarküteri"yi çektiğimizde, henüz kamera operatörü bile değildi; o yüzden, üç filmi de kaçırdı. Ama, arada, onunla reklam ve klipler çektim. Dolayısıyla, Darius'un müsait olmadığını öğrenir öğrenmez, Bruno'yla çalışma fırsatını değerlendirdim. Biraz gergindim, çünkü o benim en iyi arkadaşım, ve işler yolunda gitmeseydi, ilişkimiz zor durumda kalabilirdi! Ama sonuçta, umut ettiğimden çok daha fazlasını aldım.

Yann Tiersen filmin müziklerini yaptı...
Kafamda başka bir şey vardı. Sonra bir gün, yardımcı yapımcılardan biri bana, daha önce dinlemediğim bir CD dinletti. Süperdi. Yann Tiersen'e ait bir parçaydı. O gün, Tiersen'in bütün albümlerini aldım! Hemen kendisiyle buluştum ve çok iyi anlaştık. İki hafta içinde, bize 19 parça besteledi! Buna ek olarak, mevcut albümlerinden istediğimiz parçaları almamıza izin verdi... Zor olan kısım, seçim yapmaktı, çünkü tüm parçaları filmin imajına uygundu! Daha iyi bir şey bulmayı hayal bile edemezdim...

Sette, "Amelie" için "insanları mutlu eden" bir film dediniz. Bugün sizi insanların mutlu olmasını istemeye iten şey nedir?

Bunun kişisel evrimle bir ilgisi olabilir. Kırk yedi yaşına geldiğinde, insan bir şeylerle yaşamayı öğreniyor. Ve şimdiki istedikleri illa ki eskiden istedikleriyle aynı olmuyor. "Kayıp Çocuklar Şehri" karanlık bir filmdi, insanların düşündüğünden çok daha karanlık. Bizim içinse, bir peri masalıydı. Ama bugün izlediğimde, ne kadar karanlık olduğunu fark ediyorum. Bunun Caro'nun mevcutiyetiyle de ilgisi olabilir, çünkü onun hayal dünyası benimkisinden daha karanlık. Bilemiyorum... "Alien"ı yönetme görevini üstlendim ki o da şiddet içeren esaslı bir aksiyon filmiydi. Yani demek istediğim, pozitif bir film hiç yapmadım. Ve buna ilgi duyuyordum. Yıkıcı olmak yerine yapıcı olmak benim için ilginç bir meydan okumaydı. Hayatımın ve kariyerimin bu aşamasında, kalpleri ısıtan bir film yapmak istedim, insanların hayal kurmasını sağlayacak, onlara keyif verecek bir film...

Bu yazıyı başkasına göndermek için


 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
 
Copyright © 2000-2003 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.