|
Kim
Jee-Woon ile "Karanlık Sırlar" üzerine...
Sinema
sizin için ne ifade ediyor?
Önümde yaşanacak
bir hayat var. Gidip kendimi öldürecek halim de yok. Eğer bu hayatı yaşayacaksam
hem anlamlı, hem de keyifli bir şeylerle uğraşmak istiyorum. İşte sinema
da tam olarak bunu sağlıyor bana, anlamlı ve keyifli bir yaşam. Film çekmenin
hoşuma giden bir başka yanıysa bana başka bir gerçeklikte yaşama fırsatı
vermesi. Ne zaman bir film çeksem, kendimi gerçek dünyadan soyutluyorum.
Dışarda neler olup bittiğinin farkına bile varamıyorum ki bu çok güzel
bir duygu. Film çekmemin bir başka sebebi de bu.
İçinde bulunduğunuz hangi gerçekliğin film, hangi gerçekliğin hayat olduğunu
nasıl ayırıyorsunuz?
(Gülerek...)
Bence film, gerçeklikle, olası başka bir evren arasındaki sınırdır. Gerçek
dünyayı yine onun gerçek diliyle ifade etmek bana keyif vermiyor. Dünyayı
o büyüleyici sinema dili ile portre etmek çok daha eğlenceli.
Film
çekme sürecinin en zevk aldığınız kısmı hangisi peki?
Hemen her
kısmını seviyorum. Ama ille de bir kısım söylemem gerekirse, oyuncularla
birlikte olduğum ve çekimi yaptığım anları seviyorum. Tabii bir de filmi
bitirip seyirciye izletmeyi, onların tepkilerini görmeyi seviyorum.
Peki
keyif almadığınız anlar olmuyor mu hiç?
Yapmakta
zorlandığım bir kısım var ki o kısmı hiç sevmiyorum. Bir fikrin beynimde
oluşmasının ardından o fikri başkalarına aktarmam ve söze dökmem, onları
ikna etmem gerekiyor. Bu benim için gerçekten çok zor bir iş o yüzden
bu kısmı pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim.
Kendi
filmlerinizi seyrederken neler hissediyorsunuz?
Sanırım hiç
bir zaman bir filmimden tam olarak memnun olmayacağım. Sonuçta sinema
bireysel bir sanat dalı değil, kollektif bir sanat, bir çok kişinin emeğinin
üst üste konulduğu bir anlatım tarzı. Bütünü oluşturan parçaların pek
çoğu benim dışımdaki insanlardan geliyor. Bu yüzden hiç bir filmim, hiç
bir zaman, tam olarak benim istediğim gibi olmayacak.
Peki
bu durum bir sinerji yaratıp beklentilerinizin ötesinde iyi bir sonuca
neden olamaz mı?
Diyelim ki
bir filmin yüzde 70'i benden geliyor. Bu durumda ben ekibimden geri kalan
yüzde 30'u beklerim. Ancak bazen yüzde 10 alırsın, bazense çok fazla.
Aslında film çekmenin eğlenceli yanı da bu. Ya seni çok mutlu edecek bir
sonuç çıkar ya da çok sinirlendirecek bir şey. İnsanlardan istediğim o
yüzde 30'u alamadığımda da suçu kendimde ararım. İyi bir yönetmen olup
insanlardan istediğimi almayı başaramamışımdır.
Kore'de
bir yönetmen olabilmek zor mu, kolay mı?
Benim durumumda
çok kolay oldu ama ben çok şanslıydım. Kore'de endüstri her ne kadar gelişiyorsa
da, yönetmen olmak isteyen bir genç için ortam gül bahçesi değil.
Güney
Kore sinemasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Güney Kore'de
endüstrinin durumu çok ilginç. Hong Kong sinemasına bakacak olursanız,
onlar kendilerini uzak doğu sporlarıyla ilgili filmleriyle duyurdular.
Kore ise pek çok değişik tür ve konu ile ilgileniyor. Bence bu bizim sinemamızın
üstün yanı. Evet çok hata yapıyoruz ama hatalarımızdan ders almayı da
biliyoruz. 10 yıl öncesine kadar Kore filmi görmeyi tercih etmezdim. Bugünse
pek çok yetenkli yönetmenin filmlerini sinemalarımızda görmek mümkün.
Yine de ortamdaki bu iyimser hava bizi şımartmamalı. Güney Kore sinemasının
geleceğinin ilelebet parlak olacağını iddia etmek zor. Bence her gün daha
iyi film çekmek için uğraş vermeliyiz.
Size ilham
veren bir sinemacı var mı?
Evet. Robert
Bresson. Ona ve filmlerine büyük saygı duyuyorum. Onun yolundan gitmek
en büyük emelim. Hitchcock ve Kubrick de benim için önemli ilham kaynakları.
Film hakkında
bilgi için tıklayın...
|