KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

Vizyon Programı
Gelecek filmlerin vizyon tarihleri...

Film Arşivi

Haberler
Sinema dünyasında neler oluyor?

Kamera Arkası
Yapım aşamalarına ait ilginç ayrıntılar...

Kameranın Arkasındakiler
Yönetmenler hakkında bilmek istedikleriniz.

Tanıdık yüzler
Sinema oyuncularını yakından tanıyın...

Foto-klik

Gereksiz Bilgiler

Replik

Özel Dosya

Söyleşi

Sektör

 
  Söyleşi

Yönetmen Jérôme Bonnell ile "Olga'nın Topuzu" filmi üzerine...

Sizi biraz tanıyalım, sinemaya olan merakınız nereden geliyor?

Ailemdeki herkes sinemayla ilgileniyor diyebilirim. Babam Canal+'da ve bir dönem de Fransız Devlet Televizyonu'nda çok önemli görevlerde bulundu. Sinema bölümünün sorumlusuydu. Annem ise CNC(Ulusal Sinema Merkezi)'de. Yerli yapımların desteklenmesine karar veren bölümde çalışıyor. Ama karar verme yetkisine sahip değil, yani komisyon üyesi değil. Ağabeyim Nicolas ise Amerikan filmlerine özel efektler yapıyor. Onunla tarzlarımız çok farklı tabii. Çocukluğumdan beri sürekli sinemaya giderim. Ailemiz için bu yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu sayede ben de, Fransız sinemasının klasiklerini çok küçük yaşlardan itibaren sinemada keşfettim.

Çok gençsiniz, "Olga'nın Topuzu" filmini çektiğinizde henüz 23 yaşındaydınız. Bu filmi yapma fikri nasıl doğdu?

Çocukluğumdan beri hep film çekme hayali kuruyordum. Liseyi bitirdikten sonra, bir takım filmlerde stajyer olarak çalıştım. Bir yandan da Saint Denis Üniversitesi'nde sinema eğitimine başladım. İlk kısa filmimi çekme fırsatı doğar doğmaz da iki yıllık diplomamı alıp okulu bıraktım. Elime iyi bir fırsat geçmişti, projenin maliyeti de yüksek değildi ve bir günde çekmiştim. İlk kısa filmimden sonra yine küçük bütçeli iki tane daha kısa film çektim. Bunların da çekimleri iki günü geçmemişti. Senaryolarımı bu koşullar altında yazıyordum, belki de bu yüzden çok hızlı bir ilerleme kaydettim. Sonra da "Olga'nın Topuzu"nun yapımcısı Joël Farges ile tanıştım. Kısa filmlerimi çok beğendi. Ben de ona daha son haline bile getirmediğim "Olga'nın Topuzu" filminin senaryosunu verdim. Bana güven duydu.

Filmin esin kaynağı neydi?

Kesin bir şey söylemem zor, burası biraz gizemli. Başlangıçta nasıl bir öykü anlatacağımı ben de bilmiyordum. Kafamdaki ilk şey, çocukluktan beri çok yakın arkadaş olan ve birlikte büyümüş bir erkek ve kızdı. Bunun üzerinde düşünürken, birden kafamda Charlie Chaplin'in "SİRK" filmi canlandı. Sonra da mahrumiyet üzerine düşünmeye başladım. Birdenbire bu öyküyü anlatma istediği doğdu, ne kadar kişisel bir şey olduğunu fark etmeksizin. İnsanların düşündüğünün tam aksine, konuyu siz bulmazsınız, o sizi bulur. Bununla birlikte, iki kısa filmimde çalıştığım Nathalie Boutefeu ile de yeni bir filmde çalışma isteği de etkili oldu.

Neden "Olga'nın Topuzu"?

Filmin adı benim çok hoşuma gidiyor. Çünkü filmin kahramanı Julien'in hayatının bu döneminde hissettiklerini çok iyi ifade ettiğini düşünüyorum. Annesini kaybetmiş, ergenlik çağında ve artık piyanosunu çalmak istemeyen bir oğlan var karşımızda. Bir kitapçı dükkanın camında gördüğü Olga adında bir kıza aşık oluyor. Kızı tanımıyor bile, onun için bir imge belki de bir hayal ürünü. "Topuz"a gelince, kişisel olarak kadınların boynu bana hep erotik gelmiştir.

Bir çok eleştirmen filminizi Eric Rohmer'in filmi "Claire'nin Dizi" ile karşılaştırdı ve tarzınızın ona çok benzediğini söyledi. Üstelik filmde de çok ahlaki bir öykü anlatıyorsunuz

Eric Rohmer sevdiğim bir yönetmen ama çok filmini izlemedim. Tarz olarak onun filmine benzettiler ama ben çok benzerlik olduğunu sanmıyorum. Ahlaki olmasından çok gerçekçi bir öykü anlattığımı düşünüyorum.

Ölüm, ve ailedeki her bireyin bu eksikliği, mahrumiyeti hissetme şekli, filmin özünü oluştursa da fazlasıyla sınırlayıcı bir şekilde ifade edilmiş.

Aslında filmin tam olarak neresinde annenin ölmüş olduğunun farkına vardığımızdan emin değilim. Olayları açıklama gibi bir niyetim yok. İzleyici olarak da, anladığım şeylerden çok anlamadıklarım ya da açıklanmayan şeyler ilgimi çeker. Nuri Bilge Ceylan'ın "Uzak" filmini de bu yüzden çok sevdim. Filmde anlatılmayan ve izleyicinin keşfetmesi istenen o kadar çok şey var ki. Filmimde, bütün bastırılmış duyguları da zamana yayarak açıklamak istedim, bazen de şakayla karışık bir şekilde. Filmdeki aileye baktığımızda, yüzeysel olarak her şey iyi görünüyor. Birbirleriyle konuşuyorlar konuşmasına ama iletişim kurmuyorlar. Bu bir çok aile için de geçerli. Sıkça, bu uyumlu ilişkinin acımasızlığının farkına varmıyoruz bile. Bu yüzden daha yumuşak bir üslup seçtim. Hafif anlatım hoşuma gitse de, yüzeyin altında gizli olanları da anlatmak isterim.

Filmin konusu biraz karanlık gibi görünse de sıcacık ve aydınlık bir film...

Acı çeken insanlar kendilerini sürekli kötü hissetmezler. Acıları günlük yaşamlarının bir parçası haline gelse de, yaşamlarında gülünç şeyler de olur. Truffaut ve Renoir gibi çok sevdiğim yönetmenlerin filmlerinde de bu tarz şeyleri sık sık görürüz.

Filmdeki oyunculara baktığımızda çocukluğumuzla ilgili ciddi ipuçları seziyoruz...

Genel olarak yaşamımda da öyledir, çocukluğumla olan bağım benim için oldukça önemlidir. Bu bağı korumak hoşuma gidiyor. Davranışlarımızı, duygularımızı ve dış dünya ile olan ilişkimizi renkli hale getiren de bu bağ aslında. Filmde Julien, ergenlik çağında bir delikanlı. Annesinin ölümü bu dönemi biraz olsun hızlandırmış. Kız kardeşi Emma ise, çocukluk dönemini çoktan geride bırakmış, belki de çok kısa bir zamanda ve hızlıca, elinde olmaksızın babasının gözünde annesinin yerini doldurmuş bile. Babaya gelince, o asla büyümeyi başaramamış biri. Ama her biri de kendilerince sevgiyi arıyorlar...

Filmi yazın çekmiş olmanızın bu sevgiyi aramaya olumlu etkisi var mı sizce?

Filmi Ağustos'ta çekmek istiyordum. Çünkü bu ayda, insanlar tatilden dönmemişlerdir, tuhaf bir hava vardır. Filmi çektiğimiz Beauce kenti, güneyde ve Paris'e yakın bir yer. Ağustos ayında burası çok ıssızdır, herkes tatildedir. Filmde vermek istediğim havaya çok müsaitti, zaman durmuş gibiydi. Mahrumiyetin acısını, bireylerin gizemli duygularını, ergenliğe geçiş dönemini ve sevgi arayışını yansıtmak için de eşsiz bir yerdi. Boş sokaklar, kayıtsız bir hava, filmdeki oyuncuların ruh haliyle ve hayatlarının bu anıyla da örtüşüyordu. Buranın manzarasına bayılıyorum, üstelik film çekmeye de çok müsaitti.

Filmde oyuncuların sanatın değişik dallarıyla ilgilendiğini görüyoruz. Baba çocuk kitapları yazıyor, Julien piyano çalıyor, Alice dans ediyor ve küçük Basile de sessiz sinemaya bayılıyor. Sanatın diğer dallarına olan ilginiz nedir?

Filmde oyuncuların yaşamları ve hayata bakışlarıyla ilgili ipuçları vermeye çalıştım. Bunu yaparken de sinemanın diğer sanatların bir bileşimi olduğu fikrini vurgulama gibi bir niyetim yoktu. Aslına bakarsanız bunu daha önce hiç düşünmemiştim. Amatör olarak piyano çalışıyorum. Sessiz sinemayı da çok seviyorum. Sessiz filmlerin bugün bile evrensel duyguları çok daha iyi yansıttığını düşünüyorum. Edebiyat ise hayatımın bir parçası. Ama dans etme fikri Nathalie Boutefeu ile senaryo üzerinde çalışırken çıktı. Bunun için çekimlerden önce dersler aldı.

Senaryoya sıkı sıkıya bağlı kaldınız mı?

Evet, ama filmi çekerken kendimi biraz rahat bırakmaya da çalıştım. Bütün işi önceden hallettiyseniz eğer, çekim aşaması daha keyifli ve daha ilginç oluyor. Bazen son anda senaryodaki bir sahneyi çekmekten vazgeçtiğim de oldu. Ya da çekimlerden bir saat önce yeni şeyler eklediğim de. Tabii bazıları hiç işime yaramadı ve kurguda çıkardım. Ama her durumda da, kişisel keşiflerimi geliştirmiş oldum. Bu keşifler sınırlı kalsa da, çünkü bunların hepsi para demekti, çekim programını da uygulamaya çalışıyordum. Çekimler boyunca kendimi umutsuz hissettiğim olmadı, elimdeki koşullar ölçüsünde de küçük özgürlükler yakalamıştım.

Bazı sahnelerde oyuncular doğaçlama oynadı. Bu tarz şeyler çok keyifli olabiliyor. Sadece kişinin kendini oynaması yeterli olmayabiliyor. Sahneler ayrıntılı yazılsın ya da yazılmasın, oyunculara hareket özgürlüğü sağlamak için çekimlerden önce çalışmak gerekiyor. Provalardan bahsetmiyorum, sahneleri okumaktan, tartışmaktan ve kendi rollerini konuşmaktan bahsediyorum. Bu hazırlık aşamaları sayesinde, oyuncuların setteki yaratıcılıkları çok hoşuma gitmişti.

Nathalie Boutefeu ile çalışmak nasıl bir şey...

Nathalie son derece yaratıcı ve açık bir oyuncu. Çekimlerin en başından beri hep yanımda oldu. Ondan çok şey öğrendim. Daha önce hiç senaryo yazmamış olmasına rağmen senaryoyu yazarken de bana yardım etti ve her aşamasını da sabırla okudu. Çok verimli bir süreçti, olağanüstü bir destek verdi. Çekimlerde de can yoldaşım oldu. Çekimlerde ona hiç açıklama yapmama gerek kalmıyordu, filmin her sahnesini çok iyi biliyordu. Bunun olumlu etkileri fazlasıyla filme de yansıdı.

Diğer oyuncuları nasıl seçtiniz?

Serge Riaboukine'i tanımıyordum ama filmdeki rolünü onu düşünerek yazmıştım. Oyunculuğu çok hoşuma gidiyordu. Çok güçlü bir kişiliğinin yanı sıra, sizi etkileyen ve kendine çeken bir yanı da var. Çok ciddi çalışıyor, en önemlisi de filmde size bir çok kapıyı açıyor. Rolü ona teklif ettim ve o da kabul etti.

Ama diğer oyuncuları kendim bulmam gerekiyordu. Çünkü bir ajansla çalışmadım, bunun için de çok mutluyum. Yüzlerce oyuncu adayı ile kendim görüştüm. Onlarla buluşup, konuşuyordum. Filmi anlatıp provalardan önce onları biraz daha tanımaya çalışıyordum. Hubert Benhamdine ve Florence Loiret ile de böyle tanıştım. Filmde Julien'in oynayan Hubert Benhamdine ilk kez kamera karşısına geçiyordu. Tecrübesizliği benim için de çok yaratıcı oldu, filmin çekimlerinde ondan çok şey öğrendim. Ama Florence, daha önce Claire Denis gibi bir takım yönetmenlerin filmlerinde oynamıştı. Onun oyunculuğu beni çok büyüledi.

Daha önceden tanıdığım ve kısa filmlerimde de çalıştığımız Marc Citti ve Isabelle Ungaro ile çalışmaktan da büyük keyif aldığımı söylemeliyim.

Biraz da yeni filminizden bahsedelim. Yeni filminizin çekimlerini bitirdiğinizi biliyoruz. 23 yaşındayken bu kadar ses getiren ve başarılı bir filme imza atmış bir yönetmenin ikinci filmini izlemek için sabırsızlanıyoruz.

İkinci filmimin çekimleri yeni bitti. Şu anda post-prodüksiyon aşamasında. Buradan sonra da stüdyoya gideceğim tekrar. Filmin adı "Les yeux clairs (Aydınlık gözler)". Filmin başrolünde yine Nathalie Boutefeu oynuyor. "Olga'nın Topuzu" filmindekinden daha etkileyici. Bu kez daha az oyuncuyla çalıştım. Daha yalın bir film. Filmde aklını yitirmiş bir kızın, hastaneden kaçıp erkek kardeşinin yanına sığınması ele alınıyor. Daha fazla ipucu vermeyeyim. Film Fransa'da Mart ayında gösterime girecek. Unifrance'daki ilk elemeyi geçti ve büyük bir ihtimalle önemli bir festivalde oynayacak, tam kesinleşmeden söylemek istemiyorum (aslında bize söyledi ama yayınlamamak koşuluyla).

( Söyleşi: Bülent Gündüz / Ankara Sinema Kültürü Derneği / 10 Aralık 2004, Paris )

Film hakkında bilgi için tıklayın...

 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
 
Copyright © 2000-2003 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.