|
Wilbur
Ölmek İstiyor - Lone Scherfig
Filmin
hikayesi nasıl doğdu?
Wilbur'un
hikayesi uzun zamandır içimde bir yerlerdeydi. Aslına bakacak olursanız
bu filmin hikayesi "Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca"dan
önce yazılmaya başlandı.Yalnızlık ve güvensizlikle ilgili bir dolu
film yaptıktan sonra kendi kendime artık hayata, aşka ve ölüme daha
yakından, daha ciddi bir tonla bakan bir film yapmak istedim.
Hikaye
intihar eğilimli Wilbur'a odaklanıyor ve seyirciden kendini onunla
özdeşleştirmesini bekliyor. İntihar fikrini savunuyor gibi görünmekten
korkmadınız mı?
Evet
bu olasılık beni korkuttu. Ama hikayeden risk faktörü taşıyan herşeyi
çıkarmaya kalkarsanız sonuçta oldukça yapay bir şey kalır elinizde.
Bu durumda da güvenebileceğim tek şey kendi ahlak değerlerim ve
beğenilerimdi. Evet belki bazı seyirciler Wilbur'a bakış açımızdan
rahatsız olacaklar ancak ben Wilbur'un gerçekten intihar etmek isteğine
inanmıyorum. İşte tam da bu yüzden, bu film Wilbur'un intiharı ile
ilgili değil tam aksine Wilbur'un neden yaşamak zorunda olduğu ile
ilgili bir film. Yine de filmi çekerken kimseyi intihar etmeye cesaretlendirmediğimize
emin olmak istedim. Wilbur'un intihar etmek için denediği yollar
çok bildik, kimseye kendini öldürmesi için yeni ya da doğru yollar
göstermedik. Çekimler sırasında ortaya çıkan pek çok fikri kendi
sansür mekanizmalarımızdan geçirerek filtre ettik.
Film
tüm karanlığına rağmen keskin bir mizah duygusu da barındırıyor.
Benim
çalışma yöntemimim bu. Aşırı duyarlı olmak ve duygusal gösterişçilik
için sahte tavırlar takınmak en büyük kabusum. Bu yüzden mizahı,
hüznü dengelemek için kullanıyorum.
İntihar'la
ilgili ne gibi araştırmalar yaptınız?
Gidip
psikiyatri servislerindeki intihar gruplarına katılmadım. İsveç'teki
"Alo İntihar" hattında çalışan doktor bir arkadaşım var.
Ara ara onu arayıp, fikirlerini aldım. Çekimler başladığında farkettim
ki setteki herkesin konuyla ilgili bir anısı vardı.
Danimarka
ile İskoçya'nın ortak özellikleri neler?
Mizah
anlayışılarımız ve hayata bakış açılarımız birbirine çok benziyor.
Her iki toplumda da yüzeyde görünen güvensizliğin altında derinde
herşeyi en iyi yapanın kendileri olduğu hissi yatıyor. İskoçya'da
insanların sosyal açıdan çok daha fazla sorunları var. Bu da demek
oluyor ki hikayeyi ilk planladığı gibi Kopenhag'a taşısaydık karakterlerimiz
belki de çok daha az sorunla boğuşuyor olurlardı. İskoçya'da kendimi
hem sanatsal, hem de ticari açıdan daha rahat hissettim, bir şekilde
evde gibiydim. Sonuçta Glasgow da Kopenhag gibi kuzeyde küçük bir
şehir.
Senaryonuzu
İngilizce'ye çevirirken günlük dile ait nüansları ve argoları çevirirken
zorlandınız mı?
"Young
Adam"ın yönetmeni David MacKenzie ve İskoç ortak yapımcımız
Sigma'dan senaryoyu tekrar yazıp içine İskoç ruhu katmalarını istedik.
Şaşırtıcı bir şekilde herkes bu öneriye karşı çıktı. Filmi bir miktar
tuhaf, bir miktar da istemsizce komik olan İskandinav aroması ile
harmanlamamızı istediler.
Filmde
Wilbur'un geçmişini anlatmak için geridönüşler kullanmamışsınız.
Elimizden
geldiğince minimalist kalıp, sözcüklere güvenmeye karar verdik.
Alice ve Wilbur'un mutfakta oturdukları ve Wilbur'un annesinin ölümünü
anlattığı sahneye benzer sahneler sinemada pek tercih edilmez. Bizim
sahnemizde mutfakta hiçbir şey yoktu, tek fican kahve bile koymadık
oyuncuların kullanabileceği. Sonuçta tahmin ettiğimiz gibi sözler
herşeyi halletti, başka hiçbir şeye gerek kalmadı.
Neden
film bir kitapçı dükkanında geçiyor?
Kitapçı
dükkanı eski, romantik hatta neredeyse müzikal bir yerdi. Bir kaç
yıl önce televizyon için kütüphanede geçen bir oyun çekmiştim. Kitap
dükkanını seçmemim nedeni, problemlerle boğuşup tek cümle edemeyen
bu insanları kelimelerle çevrelemekti. Filmde yetişkinlerden hiçbirisini
kitap okurken göremezsiniz. İçlerinde sadece Alice'in kızı bir şeyler
okumak istiyor.
Lars
von Trier'e göre çok daha şevkat dolu hikayeler anlatan bir yönetmensiniz.
Trier size bu filminizin çalışmaları sırasında yardımcı oldu mu?
Lars
bana sürekli gerçeklerle çalışmamı öğütler. Benim içgüdelerimle,
detaylarla ve mizahla çalıştığımda en iyi performansımı ortaya koyduğumu
düşünüyor. Zentropa'da şu anda çekilen filmlerden Dear Wendy, silah
karşıtı bir film; Dogville yoksulluğun insanları nasıl kötüleştidiği
ile ilgili bir filmdi, Lars'ın sonraki projesi ise ırkçılık karşıtı
bir yapım olan Manderlay. Sizin anlayacağınız burada vaktimizin
büyük kısmı etik değerler üzerine tartışmakla geçiyor.
Oyuncularla
çalışmanız süreciniz nasıldı.
Oldukça
kolay ve eğlenceli geçti çalışmalarımız. Bir oyuncudan ancak 25
tekrardan sonra istediğiniz performansı alabileceğiniz bilgisinin
doğru olmadığını bilecek kadar uzun zamandır oyuncularla çalışıyorum.
Shirley Henderson'ın oldukça tramvatik bir sahnesi vardı. Shirley
ilkini kullanacağımı bildiği halde, 45 tekrar alıp onu aynı noktadan
geçirmeye gönlüm razı olmadı.
Film
hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız...
|