KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

Vizyon Programı
Gelecek filmlerin vizyon tarihleri...

Film Arşivi

Haberler
Sinema dünyasında neler oluyor?

Kamera Arkası
Yapım aşamalarına ait ilginç ayrıntılar...

Kameranın Arkasındakiler
Yönetmenler hakkında bilmek istedikleriniz.

Tanıdık yüzler
Sinema oyuncularını yakından tanıyın...

Foto-klik

Gereksiz Bilgiler

Replik

Özel Dosya

Söyleşi

Sektör

 
  Söyleşi
Mohsen Makhmalbaf

Yükselen İran sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri olan Mohsen Makhmalbaf, 2001 Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye için yarışan son filmi "Kandahar"ı anlatıyor...

"Kandahar" adını taşıyan bu çalışmanız Afganistan üzerine uzun süreden beri çekilmiş ilk film oldu. Böyle bir projeyi hayata geçirmenizin sebebi neydi?
Pakistan - Afganistan sınırında olup bitenler ve ülkenin kuzey kesiminde hüküm süren Ahmet Şah Mesud ile ilgili birtakım belgeseller yapılmıştı. Benim çektiğim 'The Cyclist' adlı çalışmamda da İran sınır kesimine sürgüne gönderilen bir Afgan'ın öyküsü anlatılıyordu. Afganistan bundan 250 yıl önce İran'a aitti. 80'li yıllarda Sovyetler'in işgali ve ardından Taliban'ın iktidara gelmesinin ardından 6 milyon Afgan insanı ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Bunlardan 2,5 milyonu ise İran'da mülteci olarak yaşamaya başladı. Günlük yaşamımızda bu insanlarla sık sık iletişim kuruyoruz. Çoğu işçi kesiminden...
Bir gün, Kanada'ya mülteci olarak yerleşmiş bir Afgan kadını beni görmeye geldi. Kandahar'daki zorlu koşullar yüzünden intihar etmek isteyen bir arkadaşından çaresizlik kokan bir mektup almıştı. Afganistan'a dönmeyi ve her ne pahasına olursa olsun arkadaşına yardım etmeyi istiyordu. Kendisiyle birlikte gitmemi ve yolculuğunu filme çekmemi istedi.

Onunla gittiniz mi?
Hayır ama daha sonra gizlice Afganistan'a girerek ülke halkının içinde bulunduğu dramatik yaşam koşullarını kendi gözlerimle gördüm. Afganistan'daki ekonomik, politik ve askeri durumla ilgili binlerce sayfadan oluşan belgeyi taradım. Ayrıca edebi yapıtları okuyup belgeselleri de izledim. Ancak o Afgan kadınının Kandahar'a yaptığı yolculuk, senaryomun temel noktası olarak kaldı. Elbette ki kendi hayalgücümü ve ulaştığım diğer bilgileri de ekledim. Yaptığım tek değişiklik ise, intihar etmek isteyen arkadaşını küçük kızkardeşe çevirme yönünde oldu.

Diğer karakterler gerçek mi, yoksa kurmaca mı?
Genelde hepsi gerçek... Örneğin durumdan ciddi kuşkular duymaya başlayan Amerikalı militan gerçekten var.

Filmin ana karakteri olan Nafas sizce ne anlam ifade ediyor?
Kanada'da daha iyi bir yaşamı keşfetmiş Afgan kadınını simgeliyor. Ülkesine dönmeyi hep istemiş ama ortalama bir Afgan kadınının düşünce yapısını taşımadığı için bunu yapamamış. Çünkü bir Afgan kadını, erkeğin hareminin üyelerinden birisidir. Nafas sözcüğü, Afgan dilinde soluk almak anlamına gelir ve ülkede yaygın olarak kullanılan kadın isimlerindendir. Afgan kadınlarının giydiği ve vücutlarını boydan boya örten giysiye 'burka' adı verilir. Bu giysi onların soluk almasını ve özgürleşmesini önleyici özelliktedir.

Çalışma yönteminize gelecek olursak, filmin formatının nasıl olacağını hangi aşamada belirlediniz?
Bu filmi bir tür seyahat rehberi gibi görebiliriz. Formatının nasıl olacağını senaryoyu yazarken belirledim ve çekim sırasında geliştirdim. Örneğin evlilik sahnesi spot şeklinde yapıldı. Sokaklarda burka'larına sarılmış olarak gezinen Afgan kadınlarına baktığınızda estetik bir uyum görürsünüz. Ancak bu uyum sadece yüzeydedir. Burka'ların altında ise soluk alamama, boğulma vardır. Bunun tuhaf bir çelişki olduğunu düşünüyorum. Fiziksel güzelliklerini gösterme hakkının olmadığı bir ortamda o kadınlar giysilerinin güzelliğini kullanmak durumunda kalıyorlar.

Filmin sonlarına doğru ses unsurunun kullanım biçimi ve hatta yönetim tekniği bize Pasolini'nin bazı çalışmalarını çağrıştırıyor...
Bir evlilik töreninde adeta mırıltı şekilde söylenen o şarkılar, gerçekten de tuhaf şarkılar izlemini veriyor. Bir evlilik kutlamak için böylesine üzüntülü şarkılar söylendiğini hiç duymamıştım.

Çok eski bir uygarlığa sahip olan Afganistan gibi bir ülkenin bugün içine düştüğü karmaşık durumu nasıl açıklıyorsunuz?
Afganlar sık sık geçmişleriyle çatışmak durumunda kaldılar. Tıpkı İran'daki Rıza Şah dönemi ya da 30'ların Türkiye'sindeki Atatürk dönemi gibi... Amanoullah, ülkesinde bazı gelişmeler sağlamak için çabaladı ama çok büyük bir dini direnişle karşı karşıya geldi. Bu ülkenin modern uygarlığa karşı direnme konusunda adeta aşılanmış olduğunu söyleyebiliriz.
Bu konuyla ilgili olarak çok geniş bir araştırma yaptım. Bu çalışmamı yakında 'Afganistan, imajsız kalmış bir ülke' başlığıyla yayınlayacağım. 21. yüzyılın başında olduğumuz bugünlerde Taliban'ın görüntülerle ilgili bir problemi var. Ülkede sinema yok. Hatta televizyonu bile halktan uzaklaştırdılar. Gazetelerinde resim basılamıyor. Fotoğraf çekmek ve resim yapmak, iffetsiz bir iş olarak kabul ediliyor. Müzik tamamen yasak. Kız okulları kapatıldı. Ülkede kızların hiçbir şey yapmaya hakkı yok. Hatta halka açık saunalara bile gidemiyorlar.
1996 yılında Taliban'ın emri sonucunda Katoul'daki büyük bir kütüphane içindeki 55.000 kitapla birlikte toprağın altına gömüldü. Birleşmiş Millerler tarafından açıklanan bir rapora göre, bugün Afganistan'da 1 milyon insan öldürülme tehlikesi altında yaşıyorlar. Ayrıca milyonlarca insan mayınlara basarak bacaklarını kaybetti. Tüm bu gerçekler varken dünya ne yaptı? Buddha heykellerinin imha edilmesine odaklandı ve Buddha'ın kaderini oradaki insanların kaderinden üstün tuttu.
Taliban'ın ortaya çıkışı, Sovyet işgalini hemen sonrasına rastlar. Sovyetler'in işgaliyle birlikte çeşitli etnik grupların birleşmesinden oluşan ulusal bir direniş kısa zamanda boy göstermişti. Ancak insanlar, Pakistan'a mülteci olarak göç etti. Pakistan'da kurulan Kuran kurslarını destekleyenlerin başında Suudi Arabistan ile Amerika Birleşik Devletleri geliyordu.
İşte Suudi Arabistan ile ABD'nin desteklediği o Kuran kurslarından Taliban doğdu. Taliban aslında bir cahiller ordusuydu ama savaştan yorgun düşmüş Afgan halkı, bu orduyu kucaklayıp sımsıkı sarıldı. Kendilerine barış getireceğine ve düzeni yeniden sağlayacağına inanıyorlardı. Oysa Taliban'ın lideri Molla Ömer bugüne kadar hiç görünmedi ama söylediği herşey tartışıldı. Bu oldukça tuhaf değil mi?"

Diğer söyleşiler için tıklayınız...
Bu yazıyı başkasına göndermek için


 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
 
Copyright © 2000-2003 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.