|
Quentin
Tarantino ile "Kill Bill" öncesi....
"Tarantino"
üzerine...
Bugünkü
başarınızı neye borçlusunuz? Vidocuda çalışmanıza mı yoksa sokakta
yaptığınız kavgalara mı? Yani, filmlerinizin esin kaynağı nedir?
Seyrettiğiniz filmler mi yoksa kendi hayatınız mı?
Bence
yüzde elli, yüzde elli. Esin kaynağımın yarısı izlediğim filmlerden
diğer yarısı da hayattan. Filmler içimdeki yaratma arzusunu dışa
vuruyor. Filmler sayesinde günümüz sineması trendlerini takip ediyorum.
Hayat ise bana ilham veriyor, yeni yeni fikirler sunuyor.
"Kill
Bill"in en iyi filminiz olacağını söylüyorsunuz. "Pulp
Fiction"dan farkı nedir?
Şu
ana kadar yaptığım en temiz aksiyon filmi. İntikamla yanıp tutuşan
bir kiralık katil hikayesi aksiyon sahnelerini de beraberinde gerektirir.
En "cool" filmim olacak. Milleti çılgına çevireceğim.
Dövüş sahneleri için Çin Kung Fu filmlerinden esinlendim. Bu benim
yeni film tarzı deneme yöntemim. Esin kaynaklarım beni nereye götürürse
oraya gideceğim.
Bu
arada, en büyük meydan okumam, aklımdaki filmle sonunda elde ettiğim
film arasındaki benzerlik.
Etrafta
çok güvercin var. Bir anlamı var mı?
Hayır,
hayır, hayır! Bu güzel küçük yaratıklar nereden geliyor bilmiyorum.
Filmle ilgisi yok.
Bilirsiniz
güvercin John Woo'nun imzasıdır.
Evet,
doğru. Benim filmimde tek bir güvercin bile olmayacak.
Çektiğiniz
filmlerde gerçeğe olabildiğince yakın olmak için gerçek suçlularla,
uyuşturucu bağımlılarıyla, gangsterlerle konuştuğunuzu duydum, doğru
mu?
Filmciler
dışında çok fazla insan tanımam. Kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak
karakterler yaratıyorum. Bunlar sadece karakterler. Gerçeğe yakın
gözükmeleri filmlerimde kullandığım dilden kaynaklanıyor.
Filmlerinizdeki
diyaloglara bakarsak günümüz Batı Pop Kültürü'nü çok iyi biliyor
olmalısınız.
Pop
kültürü çok seviyorum.
Çinli
bir ortakla çalışmaya sizi iten nedir? Çin kültürüne olan yakınlığınız
mı yoksa başka bir neden mi?
Çin
hakkında çok olumlu düşüncelerim var. Çin kültüründen etkilendiğim
için buraya geldiğim söylenebilir. Ama asıl neden filmimde bir çok
Kung Fu sahnesi olması. Kung Fu'nun üstadı da Çinliler. Nasıl etkileyici
aksiyon sahneleri çekilir biliyorlar. Çinlilerin zıplama, vurma,
yumruk atma stillerini beğeniyorum.
Hiç
zorluk çektiniz mi?
Çinli
yetkililerle çok iyi ilişkilerim oldu. Kültürel geçmişimiz bu filmleri
başka bir gözle izlememizi sağlıyor. Gerektiğinde çok diplomatça
davranabilirim. Zaten burada konuk olarak bulunuyorum. Sorunlara
gelince, iki seçeneğiniz vardır, ya yumruklarınızı sıkar ve kavgaya
hazır olursunuz ya da el sıkışmak için daha bir çaba harcarsınız.
Benim yolum ikincisi ve bu sayede burada konuk olarak bulunuyorum.
"Pulp
Fiction"daki John Travolta'nın karakteri "A Bout de Souffle"daki
Jean-Paul Belmondo'nun karakterine çok benzemiyor mu?
Vallahi
hiç düşünmemiştim. İlginç! Bu film en sevdiğim filmlerdendir, Belmondo
da çok iyi bir aktördür. Bahsettiğiniz iki karakter de kendi geleceklerini
çizemiyorlar. Ama böyle bir benzerlik düşünmemiştim.
"Pulp
Fiction" varoluşçu bir mesaj yolluyor sanki. Hiç işin felsefi
yanını düşündünüz mü?
Filmimin
felsefi bir yanı olsun diye hiçbir zaman uğraşmadım. Hiçbir zaman
filmimin burası ne demek istiyor, bu bölümün bir anlamı var mı diye
düşünmem. İçimden gelen bir hikayeyi anlatıyorum. Sette tanrıyı
oynamak istemem. Oyunculara rollerinin bir görüşü ekrana taşıdığını
filan söylemek istemem. Onlardan sadece oyuncu becerilerini sonuna
kadar kullanmalarını isterim.
En
sevdiğiniz oyuncakla oynayan büyük bir çocuk gibisiniz ve filmlere
olan ilginizden ve merakınızdan vazgeçmiyorsunuz.
Dediğinize
katılıyorum. Her şeyden önce ben bir film fanatiğiyim. Film seyretmeyen
bir film yönetmeni bence korkutucu olurdu.
Biz
Oliver Stone'u da seviyoruz.
Kim?
Anlayamadım.
Oliver
Stone.
Ha,
anladım.
Niye
anlaşamadınız? Stilleriniz mi farklıydı, yoksa hayat tecrübeleriniz
mi?
Bence
önemli olan stil farklılığı değil. O benim "Natural Born Killers"
hikayemi çalmakla kalmadı her şeyi de berbat etti. Bu benim orijinal
senaryom değil, ortaya çıkan da s... boktan bir film. Zaten hiç
izlemedim.
İzlemediniz
mi?
Hayır.
Siz
olsanız nasıl bir film yapardınız?
Kesinlikle
farklı bir film olurdu. İçerik, stil ne olursa olsun. O pembe diziye
benzeyen açılış sahnesi mesela, Hintli, komik...
Çin
müziği...
Evet,
evet, Hint sahnesinde fonda Çin müziği. Anlamsız.
1996'da
Yönetmenler Birliği'ne girmeyi reddettiniz. Neden? Bir birlik olarak
sahiden de yönetmenlerin haklarını koruyorlar.
Kurallarla
kısıtlanmak istemiyorum. Bana neyi nasıl yapacağımı kimsenin söylemesini
istemiyorum. Altı üstü bir birlik ve o kadar çok kuralları var ki!
Oyuncularınıza bile karışıyorlar. Doğru, yönetmenleri koruyorlar
ama ben kendi kendimi koruyabilirim.
Özgürlüğünüzü
seviyorsunuz.
Düşünce
tarzımın ve stilimin zarar görmesini istemiyorum. Evet bağımsızlığımı
seviyorum.
Jean
Luc Godard'ın, Brian De Palma'nın, John Woo'nun filmlerini beğeniyor
ve kendinizi "Dünya sinemasının bir öğrencisi" olarak
tanımlıyorsunuz.
Doğru.
Onlardan
neler öğrendiniz?
Bendeki
her şey, stil, sinema dilim, hepsi filmlerdendir. Diğer yönetmenlerden
çok şey öğrendim. Aynı zamanda, kendi tecrübelerimden yola çıkarak
bu öğrendiklerimi değiştiriyor ve kendi stilime uyarlıyorum. Bir
yönetmen olarak açık fikirli olmalıyım. Her şeyi araştırmalı, açık
olmalıyım.
"To
Many Ways to Be Number 1" filmini gördünüz mü bilmiyorum.
Johnnie
To'nun filmi. Harikadır. (Röportajı yapanın notu: Filmin yönetmeni
Wai Ka-Fai)
Çok
tarantinovari. Ne dersiniz?
Bu
film daha iyi çekilemezdi. Benim stilime sahip olduğunu söylemek
benim için gurur kaynağıdır. Harika bir filmdir. Yeni ve ilginç
bir şekilde olayları anlatma tarzı var. Hikaye iyi, anlatım çekici
ama asıl klasik olan sonu. Şok edici, çok "cool". Filmin
son anına kadar filmin adının manasını anlamıyorsunuz. Filmin sonu,
filmin adına sıkı sıkıya bağlı. Genellikle bir Hong Kong filminin
İngilizce adı bir ayrıntıdan ibarettir. Burada, filmin adındaki
"too" çok önemli. Filmin kahramanının iki seçeneği oldu.
İlki hiçbir şey kazandırmadı ve bitti (!). İkinci seçenekte sonunda
patron oldu ama tekerlekli sandalyeye mahkum oldu. Yani hem her
şeyi kazandı, hem de kaybetti. Filmin sonu o kadar akıllıca ki.
Yazık bazı detayları hatırlayamıyorum.
Tarantino
sineması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bilmem,
ben size sorayım.
Evet,
sahiden ne düşünüyorsunuz?
Cool
olmak, farklı olmak, ilerici olmak, heyecan verici olmak...
İyi.
Beraber çalıştığınız oyunculardan bize bahseder misiniz?
Hepsi
çok iyi oyuncular ve onlarla çalışmak çok rahatlatıcı. O yüzden
dönüp dolaşıp hep aynı oyuncularla çalışıyorum. Uma Thurman benim
baş kadınımdır; Gorng Li, Zhang Yimou için neyse, Belmondo, Godard
için neyse, Uma da benim için o.
Bir
çok filmde rol aldınız. Hangi rolünüz size en yakın olanıydı?
Bu
roller benim kendi kişiliğimden uzak rollerdi. Benim için bir rol,
kendi hayatımın dışında olan bir şeydir. Bu karakteri oynarken sadece
onu düşünürüm, kendimi değil. Yani kendi hayatıma yakın bir rol
oynamadım. "Pulp Fiction"daki tip ben değilim yani.
Hep
karanlık filmler (dark movie) mi yapacaksınız?
Filmlerimin
karanlık olduğunu sanmıyorum. Aslında, suç filmleri. "Reservoir
Dogs" ve "Pulp Fiction" bu tarzda filmler. Şok edici,
ürkütücü suç sahneleri içeriyorlar. Artık başka tarz filmler deneyeceğim.
"Kill Bill" bir aksiyon/kung fu filmi. İlerde daha çok
bu tarz filmleri deneyeceğim, ufkumu genişletmek için.
Videocudaki
hayatınızı ekrana taşısanız çok romantik bir hikaye olurdu.
Otobiyografik
bir şey yapmak istemiyorum. Kendimi oynamak istemiyorum. O yıllar
üzerine bir film yapmak istesem hikayeyi, tipleri değiştirirdim.
Videocudaki o yıllar unutulacak yıllar değil... Pek fazla parası
olmayan ama beraber takılmaktan hoşlanan bir grup genç insan.
En
beğendiğiniz Çin filmi hangisi?
Çin'de
bir çok yönetmen var ve bir o kadar da film. Zhang Yimou'nun yaptıkları
çok iyi. Çok "cool" olduğunu düşünüyorum, hatta sandığımdan
da cool. Jiang Wen, Çin'in en iyi yönetmeni. Onun yönettiği "In
the Heat of the Sun" çok iyidir. Eski zamanlarda geçen eski
bir hikayeyi anlatır. Ama gençlerin karakteri üzerine çok şey anlatır.
Genç her yerde aynıdır. Irk, ülke fark etmez. Yeni kuşak Çinli yönetmenlerin
eserleri hep çok iyi. Geçen gün yeni bir film izledim, adı "100",
çok iyiydi, eğlenceliydi.
Çin'de
sizin gibilere "Holigan Sanatçılar" diyorlar. Jiang Wen
de bunlara iyi bir örnek. Eğer Çin'de doğmuş olsaydınız "Pulp
Fiction"ı yapamayacaktınız. İçinde bulunduğunuz ortam buna
el vermeyecekti. O zaman da "Kızgın Gençler"den biri olacaktınız
belki de. Çin'de "Çin'in Tarantinosu" olmaya aday bir
çok "Kızgın Genç" var. Bu "Kızgın Gençler"e
neler söylemek istersiniz?
Durun
bir düşüneyim. Eğer hiçbir şansları olmadığını düşünüyorlarsa o
zaman gerçekten de hiç şansları olmaz. Siz benden daha iyi biliyorsunuz.
Bu en büyük hata olur. Hollywood büyük bir ticari makine. Neden
benim gibi fazla eğitimi olmayanlara kucak açsın ki? Şansım olmadığını
düşünmüş olsaydım bugünkü Tarantino olamazdım. Hep kendi şansımı
kendim yarattım. İnancımı hiç kaybetmedim ve bir gün kaza eseri
fırsatı yakaladım. Genç insanlar ikna etmeyi öğrenmeli, fırsatlar
yaratmayı öğrenmeli. Birkaç yıl önce benim özelliklerimi taşıyan
Çinli "Kızgın Gençler" istedikleri filmi çekemezlerdi.
Ama şimdi koşullar değişti. Biz film çekmeye buraya geldik. Çok
yakında istedikleri filmi çekebilecekler. Çok yakında, bel ki de
şimdi...
Son
bir soru. İncil'den yola çıkarak bir film çekmenizi isteselerdi
nasıl bir şey olurdu?
İlginç,
hımmm, ilginç... Tabii ki tüm İncil olmazdı. Bir bölümünü seçerdim.
İlginç bir şeyler bulurdum. Mesela "yasak meyve" bölümünü
seçerdim. Adını "Havva ile Yılan" koyalım. Havva ile Adem'in
yasak meyveyi yemeleri kötü bir şey değil ki. Tam tersine çok iyi
bir şey. Elmayı yedikleri ağaç bilginin ağacı. Eğer onlar o elmayı
yemeselerdi bugün hayatımız bu kadar renkli, bu kadar eğlenceli
olmazdı. Belki hayvanlar gibi olurduk. Şu tavşanları görüyor musun,
bahçede koşturan?
Evet,
görüyorum.
İşte
onlar gibi. Yılan onlara elmayı verdi. O bir haberciydi. Adem de
bir kahraman.
Havva'yı
kim oynardı?
Bilmem
ki kim oynardı? Uma'yı bir denesek mi?
Ya
yılanı?
Bir
deneme çekimi yapalım bakalım...
NEW
CINEMA MAGAZINE - TEMMUZ 2002
Kill
Bill Vol.1 hakkında....
|