| |
|
|
Steven
Soderbergh
"Sex, Lies, and Videotape - Seks Yalanları" ile 26 yaşındayken
Cannes'da Altın Palmiye kazanarak dikkatleri üzerine çekti Steven
Soderbergh. Sonra "Kafka", "King Of The Hill - Tepenin
Kralı", "The Underneath - Yeni Baştan" geldi. "Out
Of Sight - Aşk ve Para" ise Soderbergh'in ticari sinema sularında
da kaliteli işler çıkarabileceğini kanıtladı. "Erin Brockovich"
ve "Traffic - Trafik"le Oscar'larda boy gösterdi. "Ocean's
11"da ise George Clooney, Brad Pitt, Matt Damon, Julia Roberts
ve Andy Garcia'dan oluşan bir kadroyu biraraya getirdi. Gözde yönetmen,
kariyerine yönelik soruları yanıtlıyor...
|
|
Projelerinizi
nasıl seçiyorsunuz?
Genelde bir önceki filmimden farklı bir deneyimi bana yaşatacak
projeler arıyorum.
Kitabınız "Getting Away With It"de eleştirmenlere sert eleştiriler
getirmiş, onlara "parazitler" demişsiniz. Son 2 yıl içinde aldığınız
ödüller fikrinizi değiştirdi mi?
Hayır. Orda aslında mevcut film yapma ve satma anlayışı içinde eleştirmenlerin
konumlarına itirazım vardı. Eskiden eleştirmenlerin filmlere dair
daha önemli bir rolü vardı. Ama sinema dünyası o kadar çok değişti
ki, bu sistem de bozuldu. Artık yapılan her filme "başyapıt" diyecek
biri çıkıyor...
Artık filmlere dair uzun ve ciddi yazılar yazan eleştirmenlerin
sayısı da azalıyor. Pauline Kael'le her zaman hemfikir olmazdım,
ama yazdıklarını okumayı severdim çünkü hem zekiydi hem de sinema
dışında pek çok şey hakkında da bilgisi vardı. Artık onun gibiler
kalmadı pek...
Katı bir tabirle, sanatçı olmadan varolamayacakları için eleştirmenler
parazittirler. Sanatçı birşey yaratır ve eleştirmenler onun hakkında
birşeyler söylerler. Bir grup eleştirmenin toplanıp size ödül vermesi
tabii ki güzel birşey. Ama bu benim işimi daha iyi yapmamı sağlamaz.
Bu yüzden bu tip ödüllere gerektiğinden daha çok önem vermemek gerek
bence...
Sizce eleştirmenlerin çoğu artık sadece sinema endüstrisi için
propaganda mı yapıyor?
Ciddi olanlarla olmayanları ayırmak gerek. Ciddi olanlar zaten kimseye
alet olmuyorlar. Ama ben biliyorum ki, büyük yayın organları için
yazan eleştirmenlerin genelde büyük filmlerle ilgili yazılar yazmaları
bekleniyor. Yani sanat filmleri ya da Amerikan yapımı olmayan filmlere
dair uzun yazılar yazmaları istenmiyor.
Yani eleştirmenlerin ne söyleyip ne söylememesi gerektiği kontrol
altına alınıyor diyorsunuz...
Biraz. Baskı altında olanlar sadece eleştirmenler de değil. Bu mesleğin
her alanında çoğu kişinin derdi bu zaten...

Sizin üzerinizde de bu tip bir baskı var mı?
Hayır ama ben şanslıydım ki ticari olması gereken işleri iyi kontrol
ettim, "The Limey - Denizci" ve "Traffic - Trafik" gibi filmler
de bağımsız şirketlerin para kazanmasını sağladı.
"Schizopolis" ya da "Kafka" gibi daha küçük filmlerinizin fazla
seyirci toplamaması sizi rahatsız ediyor mu?
"Kafka"nın seyirciyle bağlantı kuramaması bende hayal kırıklığı
yaratmadı çünkü o filmin yaratıcı açıdan çok başarılı olduğunu düşünmüyordum.
Ben bir filmi tamamlayınca, o defteri kapatır, yeni bir sayfa açarım.
Seyircinin bir filmi görmeyi isteyip istememesini ben kontrol edemem.
Yaptığım küçük filmlerden bazılarından memnunum ve onların seyirciyle
buluşabilmesini isterdim. Ama çalışmayı hiç bırakmadım. Hareket
etmeyi ve üretmeyi sürdürürseniz, er ya da geç insanların görmek
isteyecekleri filmler de yaparsınız...
96-97 yıllarında kişisel bir kriz yaşadığınızdan bahsediyorsunuz.
Bu kriz nasıl çözümlendi? "Out Of Sight - Aşk ve Para"nın senaryosunun
size gönderilmiş olması şans mıydı sizce?
Yarı şanstı. Ama zamanlaması çok iyiydi. O sıralarda kendimi çok
marjinalize ettiğimi fark etmeye başlıyordum. Eğer bir sinema kariyeri
yapmak istiyorsam, madalyonun iki yüzünü de görmem gerekiyordu.
Yolumu değiştirmeseydim, sinema dünyasının bir kısmının tamamen
dışında kalacaktım. "Aşk ve Para" da dönüm noktası oldu.
"Aşk
Ve Para" ya da "Ocean's 11" gibi sağlam bir senaryo elinize geldiğinde,
onunla ne yapacağınızı bilirsiniz. Bilirsiniz ki seçeceğiniz doğru
oyuncularla o filmi işler bir hale getirebilir ve izlenmesini sağlayabilirsiniz.
Bu tip fırsatlar her zaman karşınıza çıkmaz. "Schizopolis" ve "The
Limey" gibi filmleri her zaman her yerde çekebilirsiniz, ki bunları
yapmaya da devam edeceğim. Ama bu tip teklifleri reddederseniz o
zaman kariyeriniz sadece "Schizopolis"lerle dolu olur. İşte o zaman
yandınız demektir.
Peki "Ocean's Eleven"ın kadrosundan memnun kaldınız mı?
Bu kadroyla ilgili beklenti çok fazlaydı. Ancak bu yüzden oyuncuların
hepsi de en iyi oyunlarını çıkarmak zorunda olduklarının farkındaydılar.
Oblara dedim ki, "Eğer performanslarınız iyi olmazsa ya seyirci,
ya da burdaki diğer oyuncular sizi parmaklarıyla işaret edecekler!"
Ama böyle birşey olmadı. Herkes çok keyif aldı çekimlerde. Tüm oyuncular
kendi kendine yetmeyi biliyorlardı, dolayısıyla onları idare etmek
de çok kolay oldu. Onlar da bunun, benim için onlara olduğu kadar
eğlenceli olmadığının farkındaydılar. Ben normalde olduğumdan daha
gergindim çünkü sürekli bu filmi nasıl toparlayacağımı düşünmekle
meşguldüm...
|
Diğer söyleşiler
için tıklayınız...
|
|
|
|