|
Japon
yönetmen Takeshi Kitano ile "Bebekler" üzerine...
İlham
Kaynağınız?
Tokyo’da
stand-up showlar yaptığım sıralarda, sokakta birbirine bir iple
bağlı bir adamla kadın görmüştüm. Etraftakiler onlara “bağlı dilenciler”
diyordu. Haklarında çok sayıda söylenti olmasına rağmen, gerçekte
bu hale nasıl düştüklerini bilen kimse yoktu. Birbirine bağlı o
çiftin görüntüsü beynimden silinmedi. Hep onlarla ilgili bir film
yapmak istedim. Sonunda bu hikayeyi, başka iki öykü ile birleştirmeye
karar verdim. Tüm öyküler geçmişte duyduğum veya gördüğüm birşeyden
kaynaklanıyor aslında. “Dolls”da anlattığım türden hikayelere Japonya’da
sıklıkla rastlayabilirsiniz.
Bunraku
Bebekleri?
Aslında
film tam olarak Bunraku’dan esinlenmiş değil. Bunraku’nun filme
dahil olması zamanla oldu. Başlangıçta yapmak istediğim Chikamutsuvari
trajik bir aşk bir öyküsünün günümüz versiyonunu çekmekti. Yoshi
Yamamato baş döndürücü kostümleri hazırladığında, aklıma hikayeyi
bir Bunraku bebeklerini kullanarak anlatmak geldi. “Dolls”u insan
kuklaların kullanıldığı bir Bunraku öyküsü olarak görmek mümkün.
Film Bunraku kuklacılarının bir performansı ile açılıyor ve ardından
film insan kuklalarla devam ediyor. “Dolls”da Chikamatu’nun “Cehennem’in
Kuryesi” hikayesi eksen alındı. Para taşıyan bir kurye olan Chubei
sevgilisi Umegawa’yı kurtarmak için bir hırsızlık yapmıştır. Umegawa
sevgilisi Chubei’ye kendisi uğruna çılgınca birşeyler yapmaması
için yalvarır. Chubei ve Umegawa sonunda kaçmaya karar verirler.
Filmin başında Chube ile Umegawa’yı temsil eden bebeklerin bu konuşmayı
yaptıkları yürüyüş ile, filmin sonunda karakterlerin karlı dağda
yaptıkları yürüyüş bir paralellik oluşturuyor.
Karakterler
Bir
zamanlar Chikamatu’nun derinlikli ve duygusal karakterleri Japonya’da
milyonlarca kişinin sevgisini kazanmıştı. Chikamatu’nun oyunları
o zamanlarda Japonya’da oldukça popülerdi. Bugün modern sinema seyiricisi
için bunu algılamak oldukça zor olabilir. Ama bugün bile eski sevgililerinin
kendilerine dönmelerini sağlamak için intihar eden insanlara ilişkin
hikayeler duyuyoruz. Bu insanlar son derece bencil bulabilirsiniz
ama yine de hem kadın hem de erkeklerin kendilerini zarar vererek
karşı taraftan intikam almaya çalışmaları ya da başka insanlardan
merhamet dilenmeleri pek nadir karşılaşılan yöntemler değildir.
Japonya’da
4 Mevsim
İnsanlar
bundan önceki filmlerimin monoton bir gri mavilikte olduğundan dem
vurup durdular. Kendi kendime, “Kahretsin ben renkli film çekiyorum”
dedim. Daha sonra yıllardır kullanmaktan özellikle kaçındığım renkleri
kullanmaya karar verdim. Etkin bir renk paleti kullanmak için Japonya’nın
4 mevsimini resmetmeye karar verdim. Japonya’da baharda kirazlar
çiçek açar, yazın deniz ışıltılar saçar, sonbaharda kırmızı yapraklar
dökülür ve kışın her yer bembeyaz kar olur. Tüm bu görüntüler kulağa
klişelermiş gibi gelebilir ancak ben bu klişe manzaraları “Dolls”un
ana ekseni üzerine oturtmayı tercih ettim.
Olağanüstü
Güzellikteki Manzaralar
Manzara
görüntülerini çekereken doğanın acımasızlığını da aksettirmek istedim.
“Dolls”da görüntülediğim doğanın içinde kendisine hiç de yakışmayan
bir acımasızlık barınıyor. Doğada bazı şeyler ölümün eşiğindeyken
en güzel hallerini alıyor. Tıpkı bir kiraz çiçeğinin artık tam olarak
daldan düşmeden önce açması ya da Japon akça ağaçlarının yapraklarının
tam da dökülmeden önce renklerinin en keskin halini alması gibi.
Bu acımasız güzellikle, filmde ölümün eşiğine gelmiş karakterleri
karşılaştırmak mümkün. Işıltılar saçan bir deniz manzarasını çekmem
gerektiğinde aklıma orta yaşlı, dövülmüş bir adam geliyor. Büyük
olasılıkla iflasa zorlanmış bir fabrika sahibi ve denizin önünde
intihar edip etmemeyi düşünen bir adam... Hiç bir şekilde kumsalda
yemek yiyen mutlu bir aileyi resmedemiyorum. “Dolls”u seyreden birisi
“Ne kadar harika görüntüler!” derse bu beni kesinlikle çok mutlu
eder. Eğer aynı zamanda birisi açan kiraz çiçeklerinde ve ışıltılar
saçan denizle ilgili sembolistik bir açıklama getirirse buna da
bir itirazım olmaz.
En
sevdiğiniz mevsim?
Bir kadınla birlikteysem sonbahar, eğer değilsem yaz.
Yamamoto
ile Ortak Çalışma
“Dolls”da
Yamamoto’ya kostüm tasarımı hakkında sonsuz bir özgürlük tanıdım.
Kulağa tuhaf gelebilir ama kostümlerin tamamını, haklarında en ufak
bir tartışmada bulunmadan Yohji’nin belirlemesine izin verdim. Bir
gün Yohji bize “bağlı dilenciler” için tasarladığı kıyafetleri gösterdi.
Miho, başrol oyuncum, hiçbir dilencinin giyemeceği kadar güzel bir
kırmızı elbise giyiyordu. Kostümü gördüğümde bayılacağımı sandım.
Yohji bana “Ne düşünüyorsun?” dediğinde “Ne düşünmemi bekliyorsun!
Ne yapacağız bu kıyafetlerle?” dedim. Kelimenin tam manasıyla paniklemiştim.
Ama bir süre sonra sakinleştim ve şuna karar verdim. Kıyafetlerin
gerçekçiliğinin hiç önemi yok, bu insan kuklaların kullanıldığı
bir Bunraku hikayesi. Geriye dönüp bakınca görüyorum ki bu “Dolls”un
yapımı sırasındaki en önemli anlardan birisiydi çünkü bu düşünce
filmin ana konseptini belirledi. Sonunda esas mesele bizim, ekibin
kostümleri nasıl kullanacağına geldi. Bu süreç diğer filmlerdekinin
tersi yönünde ilerledi. Normalde kostümler filme uyacak şekilde
tasarlanırlar. Biz pek çok noktada mekanları ve devamlılığı kostümlere
uydurmaya çalıştık.
Oyunculuk
Yorgun
olduğum zaman filmimde oyuncu olarak rol almıyorum. Filmin tüm olası
sahnelerini gözümde canlandırıyorum ve kendimi bir kahraman olarak
baştan sona götürebilceğimi düşünüyorsam, filmde rol alıyorum. “Dolls”
sırasında sadece kameranın arkasında olmak fiziksel anlamda benim
için çok daha kolay bir çalışma ortamı sağladı. Aramızda kalsın
ama “Dolls”da oynamak istemememin esas sebebi o kostümleri giymeye
utanmamdı! Ayrıca soğuk bir kış gecesi karla kaplı bir arazide yürüyüp
durmayı da hiç istemedim.
Ölüm
Üzerine
Batı
dünyasının ve yeni Japonya’nın ölüm olgusundan neden bu kadar nefret
ettiklerini anlayabilmiş değilim. Ölümden nefret etmek için hiçbir
sebep yok. Düşünecek olursanız, yaşam hiç kimsenin seçemeyeceği
bir olgu iken, ölüm bir o kadar seçilebilir bir durum. Ölümü bu
kadar nefret edilir bulmak sanırım insan ırkının kendi türünü koruma
içgüdüsünden kaynaklanıyor.
“Brother”dan
daha fazla şiddet içeren bir film
“Dolls”daki ölümler insanlar tarafından çok sert bulunabilir. Sanırım
bu “Dolls”un “Brother”dan bile daha vahşi bir film olmasından kaynaklanıyor.
Kahramanları öldüren şey tabanca değil. Daha çok kader gibi bir
şey. Önüne geçilemeyen, yoğun duyguların her biri birer kurşun gibi
karakterlerin canını alıyor. Bu açıdan “Dolls” diğer filmlerinden
çok daha şiddet dolu.
Film
hakkında bilgi için tıklayın...
|