| |
|
|
Anthony
Perkins
Masum Bir Sapık... |
|
|
|
|
|
|
|
Resimleri
büyütmek için üzerlerine tıklayınız...
|
Gözlerine baktığınızda hem korkuyu hem de sevgiyi barındırdıklarını,
içe dönük bir insana ait olduklarını görürsünüz. Bir de gözlerin
yanına yüzüne yerleştirdiği utangaç gülümseyi eklerseniz, sizde uyandırdığı
duygu ancak "tuhaf" kelimesiyle açıklanabilir. Rol aldığı 60'ın
üzerinde filme, oynadığı onlarca oyuna karşın Antony Perkins, her
zaman Hitchcock'un klasikler arasında yer alan başyapıtı "Psycho -
Sapık" da canlandırdığı Norman Bates olarak hatırlanacak. İnce uzun
fiziği, az rastlanan ve hatırda kalan kemikli yüzü, duygularını devamlı
bastırıyormuş gibi duran ifadesiyle Perkins, Bates karakterinde o
kadar başarılı oldu ve onla o kadar özdeşleşti ki, yıllarca hep bu
tür rollerin oyuncusu olarak anıldı.
Norman Bates, baskıcı bir annenin kurbanıydı, duygularını geliştirememiş,
dışa vuramamış, başka bireylerle ilişkiye geçememiş bir karakter.
Başka kadınlara ilgi duyduğunu farkettiğinde korkuyla annesi aklına
geliyor ve eğer bu ilgi artarak sürüyorsa kadınları yok ederek duygularını
öldürmeye çalışıyordu. Kendisi için rahatlıkla tuhaf, karanlık, içine
kapanık denilen Perkins, doğal olarak bu rolle fiziğini ve eşine az
rastlanır oyunculuk gücünü de katarsak çok iyi örtüşüyordu. Şüphesiz
sadece bunlar da neden Bates karakteriyle Perkins'in bu kadar örtüştüğünü
anlatmıyor. Ama çocukluğunu, gençliğini araştırdığınızda, kendi yaşamıyla
ilgili söylediklerini okuduğunuzda oyuncuların canlardırdıkları karakterlerle
ne kadar paralellikler yaşayabileceklerine şahit oluyorsunuz.
Perkins, sahnede büyük başarılar kazanan, 20'lerin sonu ve 30'ların
başında filmleriyle de tanınan oyuncu Osgood Perkins'in tek çocuğu
olarak 1932'de doğdu. Babası sık sık turnelerde, setlerde olduğu için
evden uzaktaydı ve Perkins devamlı annesiyle beraberdi. Pekins bu
dönem için, "Anormal bir şekilde annemle yakınlaşmıştım. Babam ne
zaman eve dönse kıskançlığa kapılıyordum. Bu Oidipus denen şeyin belirgin
bir formuydu. Babamı seviyordum ama aynı zamanda onun ölmesini istiyordum,
böylece annem tamamen bana ait olacaktı" diyordu. Böyle düşünürken
5 yaşında babasını kaybetti. Bunun etkileri ise uzun yıllar peşini
bırakmadı. "Çok korkmuştum. Benim isteğimin onu öldürdüğüne inanıyordum
ve anneme olan sevgim daha tehlikeli bir hale gelmişti. Geceleri saatlerce
ağlıyordum, yıllarca babamın ölmediğine inanmak istedim çünkü onun
filmleri görüyordum ve yaşadığını düşünüyordum. Benim için giderek
korkutucu bir mit haline gelmeye başlamıştı."
Bu gizli suçun ağırlığını yıllarca üzerinde hissetti. Babasının ölümünden
sonraki çocukluk ve ilk gençlik döneminde ise annesinin baskıcı ve
güçlü kişiliğini hep üzerinde hissetti, tıpkı Bates gibi… Bu konuda
söylediği en önemli şey ise annesinin, düşüncelerine hatta hislerine
kadar kendisini baskı altına aldığıydı. Yıllarca düşünce ve duygularını
dile getiremeyip, gösterememenin acısını çekti ve çevresinde hiç yakın
arkadaşı olmadı.
Belki de kendini ifade edememe onu oyunculuğa itti. 20 yaşında
tiyatroya adım attı, bir yıl sonra 1953 yılında "The Actress" ile
sinemada boy gösterdi. 1956'da Gary Cooper'ın pasif, zayıf oğlu
rolündeki performansı ona bir Oscar adaylığı getirdi ve tüm dikkatleri
üzerine çekti. Ardından ne tesadüftür ki yine baba - oğul ilişkisini
merkeze alan gerçek bir kişiyi anlatan "Fear Strikes Out" (1957) geldi.
Bu filmde baskıcı babasının (Karl Malden) etkisini hep üzerinde hisseden,
sinirleri bozuk beyzbol oyuncusu Jimmy Piersall'ı canlandırdı. Aslında
kariyerinin başında rol aldığı ve baba - oğul ilişkilerini ele alan
bu filmler, hem kendisiyle hem de oyunculuğu seçme nedeniyle yakından
ilintiliydi. Yine sözü ona bırakırsak babasının etkisini şöyle açıklıyor,
"Tüm yaşamım boyunca babamla ilgili başarı hikayeleri dinledim. O'nun
ne kadar muhteşem bir oyuncu olduğu, herkesin O'nu nasıl sevdiğini,
her istediğini nasıl yaptığını dinledim. Babamın öyküsü başarı, övgü
ve özgürlük içeriyordu. Bende ne yapacağımı bilemiyordum ama başkası
olma fikri beni mutlu etmişti ve oyuncu olmaya karar verdim. Kafamda
bir tek düşünce vardı, babamdan daha büyük bir oyuncu olmak."
Sonraki yıllarda "Matchmaker" ve Jane Fonda'yla beraber rol aldığı
"Tall Story" gibi komedi filmleri geldi. Yine bu dönemde Sophia Loren'le
"Desire Under The Elms"i çevirdi. Oyunculuğu övgü ve takdir topluyordu
ama bir gerçek daha vardı; Perkins perdede güzel kızın yanındaki yakışıklı
star olarak durmuyordu. Çok iyi bir oyuncuydu ama aşk sahnelerinin
unutulmaz starı değildi. Belki de bunun sebebi, yine çocukluğu
ve annesiyle ilintiliydi. Annesinin kendisine sevgi ve şefkatten daha
da fazlasını içeren öpücükleri ve okşamaları Perkins'in ilerki yıllarda
da kadınlardan korkmasına ve çekinmesine yol açtı. Nerdeyse 40 yaşına
kadar kadınlara ilgi duyamadı, daha doğrusu kadınları çekici bulmaktan
korktu.
Ve nihayet 1960'da "Sapık"la Norman Bates olarak sinema tarihine
adı kazındı. Bates karakterindeki muhteşem performansıyla sadece sinema
tarihinde yer almakla kalmadı, sonraki yıllarda sapık, katil vb. canlandıran
oyunculara adeta örnek teşkil edip rehber oldu. "Sapık - 2" yi
yöneten Richard Franklin, "Antony Perkins'in Norman Bates'i canlandırmada
esrarengiz bir sezgisi var, sanki bu rolü oynamak için doğmuş" derken
belki de bilmeden Perkins ve Bates'in yaşamları arasındaki üzücü benzerliğe
işaret ediyordu. Kim bilir, belki de ancak suçluluk duygusuyla büyüyen,
annesinin üzerindeki kontrolünü hep hisseden, duygularını hep bastıran,
içine kapanık, kadınları çekici bulmaktan korkmanın ne demek olduğunu
çok iyi bilen biri Bates'i böylesine derinden kavrayarak canladırabilir
ve O'nun gerçekliğiyle izleyiciyi etkiliyebilirdi.
1963'te üç büyük ismin, Kafka,Welles ve Perkins'in birlikteliği
"Dava" olarak başyapıta dönüştü. Gerçekten de dahi yazar Kafka'nın
romanına, hem kitaba bağlı kalıp hem de özgün bir biçim katan Welles,
Kafka'nın kendisine asla açıklanmayan bir suç nedeniyle tutuklanan
talihsiz kahramanı Joseph K.'yı Perkins'i teslim ediyor ve ortaya
bir klasik çıkıyordu. Işığı, setleri ve havası 20'lerin sessiz filmlerini
hatırlatan "Dava" da Perkins'in parlak performansı ancak Fritz Lang'in
başyapıtı "M"deki Peter Lorre'yle kıyaslanabildi. Perkins, masum,
çaresiz, şaşkın yanlarını Joseph K. olarak ortaya döktü ve herkesi
kendine hayran bıraktı.
Perkins, sonraki yıllarda üzerinde hep "Sapık"ın başarısının baskısını
ve etkilerini hissetti. Kendisine önerilen ve canlardığı bir çok karakterde
herkes Bates'i aradı. Örneğin "Mahagony", "Crimes Of Passion -
Tutku Suçları", "Edge Of Sanity" de hep Norman Bates'in etkisi hissedildi.
"Sapık" devam filmlerinde rol aldı ve ayrıca üçüncüsünü yönetti. Ayrıca
1973 yılında az sayıda yakın arkadaşlarından biri olan söz yazarı
Stephen Sondheim'la "The Last Of Sheila" yı yazdı. Sondheim'a göre
son derece parlak ve grifit bir aklı olan Perkins'in katkısı, esrarengiz
ve karanlık bir öyküsü olan filmin ortaya çıkmasını sağladı. 1988'de
"Luck Stiff" adlı kara komediyi yönetti.
40 yaşından sonra evlendi ve aradığı mutlu, huzurlu aile ortamına
kavuştu. Oğluna babasının adı olan Osgood ismini verdi ve belki
de geç de olsa babasıyla arasındaki sorunları, suçluluğu halletti.
Anthony Perkins 1992 yılında AIDS'den öldü. Ölümünden kısa
bir süre önce söyledikleri ise, yakalandığı AIDS'e ve tüm yaşamına
bakışı ortaya koyuyordu : "AIDS denilen büyük macerayı içeren dünyada
karşılaştığım insanlardan sevgi, paylaşım, hümanizm ve insanı anlama
konusunda öğrendiklerim, tüm yaşamımı harcadığım yarışmacı, rekabete
dayalı ve yıkıcı dünyada öğrendiklerimden çok daha fazlaydı." |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Filmografisi
Oyuncu filmografisi
Los Gusanos no llevan bufanda (1991)
Der Mann nebenan (1991)
Edge of Sanity (1989)
Destroyer (1988)
Psycho III - Sapık 3 (1986)
Crimes of Passion - Tutku Suçları (1984)
Terror in the Aisles (1984)
Psycho II - Sapık 2 (1983)
Double Negative (1980)
ffolkes (1980)
Winter Kills (1979)
Black Hole, The (1979)
Twee vrouwen (1979)
Remember My Name (1978)
Mahogany (1975)
Lovin' Molly (1974)
Murder on the Orient Express (1974)
The Life and Times of Judge Roy Bean (1972)
Play It As It Lays (1972)
La Décade prodigieuse (1972)
Quelqu'un derrière la porte (1971)
WUSA (1970)
Catch-22 (1970)
Pretty Poison (1968)
Le Scandale (1966)
Paris brûle-t-il? (1966)
The Fool Killer (1965)
Une ravissante idiote (1964)
Le Glaive et la balance (1963)
The Trial - Dava (1963)
Le Couteau dans la plaie (1963)
Phaedra (1962)
Goodbye Again - Brahms'ı Sever Misiniz? (1961)
Tall Story (1960)
Psycho - Sapık (1960)
On the Beach (1959)
Green Mansions (1959)
Desire Under the Elms (1958)
The Matchmaker (1958)
This Angry Age (1958)
Fear Strikes Out (1957)
The Tin Star (1957)
The Lonely Man (1957)
Friendly Persuasion (1956)
The Actress (1953)
Yönetmen filmografisi
Lucky Stiff (1988)
Psycho III - Sapık 3 (1986)
Senarist filmografisi
The Last of Sheila (1973)
|
| Anthony
Perkins ile ilgili benim de söyleyeceklerim var diyorsanız, söz
sizin... |
|
|
|
|
|
|
|
|
Diğer
Tanıdık Yüzler için tıklayınız...
|
|
|
|
|