|
Yakışıklı,
zeki ve karizmatik... Hollywood'da kolay bulunmayan bir kombinasyonun
temsilcilerinden biri Robert Redford. Hem popüler sinemaseverlerin,
hem de bağımsızların saygı duyduğu çok yönlü bir sinema adamı; oyuncu,
yönetmen ve yapımcı...
1969'da rol aldığı "Butch Cassidy and The Sundance Kid"den
beri de onu tanımayan yok. Redford'ın sinema geçmişi ise 60'lı yılların
başına kadar uzanıyor. Baştan başlayacak olursak, Redford'ın 1937'de
Kalifornia'da doğduğundan, 18 yaşındayken annesini kaybettiğinden,
beyzbol bursuyla Colorado Üniversitesi'ne girdiğinden, ancak alkol
sorunu yüzünden okuldan atıldığından ve daha sonra Pratt Institute
Of Art'ta resim dersleri alıp, bir süre Avrupa'da ressam olarak
yaşamaya çalıştığından bahsetmemiz gerekiyor. Redford en sonunda
oyunculuk yapmak istediğine karar veriyor ve New York'a dönüp, American
Academy Of Dramatic Arts'da oyunculuk dersleri almaya başlıyor ve
bu arada üniversitede öğrenci olan 18 yaşındaki Lola Redford Van
Wagenen'la tanışıp 1958'de evleniyor (ve çift 27 yıl evli kalıp
4 çocuk sahibi oluyorlar; 1985'te boşanıyorlar).
Neil Simon'ın "Barefoot In The Park" adlı oyununun Broadway
versiyonunda dikkatleri çeken Redford, bu arada televizyon dizilerinde
çeşitli roller üstleniyor. İlk sinema filmi ise 1962 yapımı bir
savaş-karşıtı dram: "War Hunt". 1967'de ise Broadway'de onun
dikkat çekmesini sağlayan "Barefoot In The Park"ın Hollywood versiyonunda
Jane Fonda ile karşılıklı oynuyor. Paul Newman'la birlikte rol aldığı
"Butch Cassidy And The Sundance Kid" ise onun için bir dönüm
noktası oluyor.
70'li yıllarda herkes anlıyor ki Redford sadece bir "kartpostal
yakışıklısı" değil. Redford hep onu ileriye götürecek, akıllı projeler
peşinde koşuyor ve "Downhill Racer", "Tell Them Willie Boy Is Here"
ve çağımız politik kampanyalarını eleştiren "The Candidate" gibi
filmlerle olumlu notlar alıyor. 1973'te ise Oscar'larda kendini
gösteren "The Sting - Belalılar"da bir kez daha Paul Newman'la
birlikte rol alıyor ve ilk oyuncu Oscar adaylığını kapıyor. Aynı
yıl Barbara Streisand'la başrollerini paylaştıkları "The Way
We Were" ise büyük ilgi görüp, iyi bir hasılat elde ediyor.
1976'da ise politikaya olan ilgisini sinemayla birleştiriyor ve
"All The President's Men - Başkanın Bütün Adamları"nda gazeteci
Bob Woodard'ı canlandırıyor.
Redford, yapımcı ve oyunculuk yapmış, sıra yönetmenliğe gelmiştir.
1980'de ilk kez yönetmen koltuğuna oturur ve "Ordinary People
- Sıradan İnsanlar" ona en iyi yönetmen Oscar'ını getirmekle
kalmaz, en iyi film dahil 4 dalda Oscar'la ödüllendirilir.
Bu ödül Redford'ı daha da seçici yapar. Redford, daha çok zamanını
politika, çevrecilik ve genç sinemacıları eğitme misyonuyla yola
çıkan Sundance Enstitüsü'nün kuruluşuna harcar. 1984'te Barry
Levinson'ın yönettiği "The Natural" ve 1985'te Sydney Pollack
yönetimimde "Out Of Africa - Benim Afrikam"da rol alan Redford,
1988'de ikinci kez yönetmenlik koltuğuna oturur ve "The Milagro
Beanfield War"a imzasını atar. Daha önce "This Property Is Condemned",
"Jeremiah Johnson", "The Way We Were", "Three Days of the Condor
- Akbabanın Üç Günü", "The Electric Horseman" ve "Out of Africa
- Benim Afrikam"da birlikte çalıştığı Sydney Pollack'la son beraberliği
"Havana" ise gişede bekleneni vermemekle kalmaz, büyük bir
fiyasko olur.
1992'de ise önce "Sneakers - Şifreciler"de rol alır ve hala
gişede önemli bir güç olduğunu kanıtlar; "A River Runs Through
It - Bizi Ayıran Nehir"i yöneterek de eleştirmenlerden genelde
olumlu tepkiler alır. Bir yıl sonra ise büyük tartışmalara yol açan
"Indecent Proposal - Ahlaksız Teklif"te hala karizmatik olduğunu
kanıtlayan Redford, 1994'te "Quiz Show - Şike" ile bir kez
daha yönetmen olarak Oscar adayları arasına girer.
Michelle Pfeiffer'la "Up Close And Personal - Çok Özel ve Çok Gizli"de
rol aldıktan sonra "The Horse Whisperer - Atlara Fısıldayan Adam"da
ilk kez hem yönetmen hem de oyuncu olarak yer alır. 2001'de ise
iki filmde birden başrolü üstlenen Redford, "The Last Castle
- Son Kale"de James Gandolfini ile, "Spy Game"de ise
"Bizi Ayıran Nehir"de yönettiği Brad Pitt'le başrolleri paylaşır.
65 yaşına gelmesine rağmen karizmasından birşey yitirmediğini hala
gösteren Robert Redford, adıyla anılan Sundance Film Festivali'yle,
izleyenleri derinden etkileyen "Sıradan İnsanlar" ve "Şike"siyle;
Jay Gatsby'den, Jeremiah Johnson'a, Henry Brubaker'dan Sundance
Kid'e kadar hayat verdiği sayısız karakterle sinema tarihinin yaşayan
bir efsanesi, bir büyük sinema adamı...
|