80'lerin
yıldızıydı, 70'li yıllarda Al Pacino ve De Niro neyse, William Hurt
de 80'lerde oydu. Temiz yüzlü WASP görünümüne karşın her türlü rolün
altından kalkmayı biliyordu. Birbirine hiç benzemeyen karakterleri
başarıyla canlandırıyor, hepsine kendi sihrini bulaştırmayı başarıyordu.
İflah olmaz bir yeteneğe sahip olmasına rağmen, herkesi bıktıran mükemmeliyetçiliği
ve setteki uyumsuzluğu, devamlı sorun çıkarması onu çalışılması zor
biri haline getiriyordu. Neredeyse geç sayılabilecek bir yaş olan
30'unda sinema kariyerine başlasa da kısa zamanda aranılan yıldız
oyuncu haline gelmeye başardı. Fakat özel yaşamındaki sorunları, devamlı
sorun çıkartan büyük egosu onun eşine az rastlanır yeteneğine gölge
düşürmeye başladı, nitekim alkol problemi de bunlara eklenince eski
popülaritesi azalmaya başladı. Her ne kadar 80'lerdeki gibi bir yıldız
olmasa da hala dahiyane yeteneğinden ve oyunculuk gücünden bir şey
kaybetmiş değil, artık onu daha fazla yan rollerde izlemeye başladık.
İster bir avukatı ister bir doktoru canlandırsın, William Hurt karakterlerine
derinlik katmayı bilen nadir oyunculardan biridir. Aslında setle ve
yapımcılarla sorun yaşamasının en önemli nedeni, canlandıracağı karaktere
daha iyi hazırlanabilmek ve derinlikle, çeşitliliğini arttırmak için
daha fazla zaman talep etmesiydi. Talep ettiği zamanı alsın veya almasın
Hurt, karakterlerini çok boyutlu kılmayı bildi. Örneğin Oscar
kazandığı "Kiss Of The Spider Woman - Örümcek Kadının Öpücüğü"nde,
Güney Amerika'daki bir hapishanede aynı hücreyi paylaştığı komünistle
arkadaşlık kurmayı çalışan eşcinseli canlandırırken, alışılagelmiş
eşcinsel tiplemelerinin ötesine taşıp, onun hem zayıf hem güçlü, hem
kırılgan hem de sert yönlerini ustalıkla ve abartıya kaçmadan aksettirmeyi
başardı ve kaçınılmaz olarak övgülerle ödüllere boğuldu.
1950 doğumlu aktör kariyerine Ken Russell imzalı "Altered States"le
(1980) başladı. Takıntılı bir bilim adamını canlandırdığı bu filmle
sinema dünyasına hızlı bir giriş yaptı ve büyük sükse getiren diğer
filmleri sayesinde neredeyse tüm 80'lere damgasını vurmayı başardı.
1981 yılında rol aldığı ve fettan bir kadının avı haline gelen güneyli
'loser' (kaybeden) avukatı canlandırdığı "Body Heat - Ateşli Vücutlar"la
tüm dikkatleri üzerine çekip, aranılan bir star haline geldi. Hurt
bu filmde canlandırdığı avukatın iş bilir bir adamdan giderek bir
av haline dönüşmesini incelikli oyunuyla vermeyi başardı. Ardından
1983 yılında gelen iki film, Rus bir polis müfettişini canlandırdığı
"Gorky Park" ve iktidarsız uyuşturucu satıcısını canlandırdığı
"The Big Chill"le yerini daha da sağlamlaştırdı ve etkileyici
performanslarına devam etti. İki yıl sonra ise, kendisine hem bir
Oscar hem de artık kesinleşen bir yıldız statüsü getiren "Örümcek
Kadının Öpücüğü" geldi. Hapishane yönetiminin kendisinden sinirli
ve komünist hücre arkadaşı hakkında muhbirlik yapmasını istemesine
rağmen, aralarında gelişen dostluk yüzünden onu sırtını dönemeyen
eşcinsel rolünde döktürüyordu Hurt. William Hurt o kadar inandırıcıydı
ki bu rolde, bir çok izleyici bu filmi izledikten sonra yıllarca Hurt'ın
gerçekten eşcinsel olduğunu düşündü. Bu filmin hemen peşinden yine
80'lere damgasını vuran iki önemli filmi daha geldi; sağır ve dilsizlerin
hocalarını canlandırdığı "Children Of A Lesser God - Başka Tanrının
Çocukları" (1986) ve gözü yükseklerde olan TV spikerine hayat
verdiği "Broadcast News - Haberler" (1987) geldi. Her iki filmle
de en iyi erkek oyuncu dalında Oscar'a aday oldu.
Çok az aktörün sinema kariyeri William Hurt'ünki gibi bir seyir izleyebilir.
Düşünsenize 30 yaşında film dünyasına adım atacaksınız, kariyerinizin
ilk 5-6 yılında rol aldığınız filmlerin çoğu dönemin unutulmayan filmleri
arasına girecek ve sizi bir yıldız yapacak. William Hurt, görkemli
geçirdiği 80'li yılları Lawrence Kasdan imzalı "The Accidental
Tourist"le (1988) tamamladı. Bu filmde melankolik gezi kitapları
yazarı Macon'ı canlandırdı. Hurt, bir çok arkadaşına göre dışardan
tuhaf, kavgacı ve ters bir adam olarak görülmesine rağmen bir yanı
hep kırılgan olan derinliği ve zekası normalden fazla bir aktör. Belki
de kırılgan yanı ve özel yaşamındaki problemler, onu alkole itti.
80'lerin ünlü aktörü kendini giderek Hollywood'dan uzaklaştırdı ve
köşesine çekilmeyi tercih etti. Artık ne yönetmenlerle ve yapımcılarla
kavga edecek hali, ne de hiç bir zaman umursamadığı yıldız statüsünü
sürdürecek gücü vardı.
Her ne kadar eskisi kadar popüler olmasa da Hurt, 90'lara Woody Allen
yapımı "Alice" (1990) de Mia Farrow'un zengin ve züppe kocasını
canlandırarak başladı. Ardından Wim Wenders imzalı "Until The End
Of The World - Dünyanın Sonuna Kadar" (1991) geldi. Bu filmde
Hurt, kör insanları, özellikle de annesini iyileştirebilmek için tüm
dünyayı dolaşıp topladığı görüntüleri geliştirmeye çalıştığı makinaya
aktaran bir gezgini canlandırdı. 90'lı yıllar William Hurt için yan
rollere büründüğü ama farklı karakterleri canlandırma konusunda da
tavrını değiştirmediği yıllar oldu. 1995 yılında Wayne Wang'ın kendine
ait bir hayran kitlesi edinen ufak bütçeli "Smoke- Duman"ında
yazar Paul Benjamin'i canlandırdı. Harvey Keital'la karşılıklı döktürdükleri
bu filmden sonra sırasıyla 1996'da "Michael" ve Franco Zefirelli
imzalı "Jane Eyre" geldi. 1998 yılında rol aldığı iki bilim-kurguyla
kariyerine devam etti. Büyük bütçeli bir film olan "Lost In Space
- Uzayın Derinliklerinde" Robinson ailesinin reisini canlandırırken,
"Dark City - Gizemli Şehir"de gizemli dedektif Frank Bumstead'a
hayat verdi. William Hurt'a sinemalarımızda en son hem eleştirmenleri
hem de izleyicileri ikiye bölen Spielberg yapımı "A.I. - Yapay
Zeka" da Profesör Hobby Olarak izledik.
Artık fırtınalı günlerini geride bırakan Hurt, eski sertliğini de
bir kenara bırakmış görünüyor. Tabii ki hala en iyiye ulaşmak için
çabalamaya devam eden aktör, yine de geç bulduğu huzuru bırakmak niyetinde
olmadığını söylüyor. William Hurt'ü bundan sonra sıklıkla yan karakter
rollerinde izlemeye devam edeceğiz ve elbette onun adını gördüğümüz
bir filmi de izlemeden geçmeyeceğiz. Tuhaf ama sıcak, güçlü ama kırılgan,
kavgacı ama aynı zamanda hüzünlü ve derinleştikçe içindeki yüzleri
çıkarmaktan çekinmeyen bu büyük aktörü sadece 80'lerin değil tüm zamanların
en iyilerinden biri olarak hatırlayacağız.
Filmografisi
Rare Birds (2001) A.I. Artificial
Intelligence - Yapay Zeka (2001)
The Contaminated Man (2000)
The Simian Line (2000)
The 4th Floor (1999)
Do Not Disturb (1999)
Sunshine - Güneşin Çocukları (1999)
The Big Brass Ring (1999)
One True Thing (1998)
Lost in Space - Uzayın Derinliklerinde(1998)
The Proposition (1998)
Dark City - Gizemli Şehir (1998)
Loved (1997)
Michael (1996)
Un divan à New York (1996)
Jane Eyre (1996)
Smoke - Duman (1995)
Ispoved neznakomtsu (1994)
Trial by Jury (1994)
Second Best (1994)
Mr. Wonderful (1993)
La Peste - Veba (1992)
The
Doctor - Doktor (1991)
Bis ans Ende der Welt - Dünyanın Sonuna Kadar (1991)
Alice (1990)
I Love You to Death - Öldüresiye Sevmek (1990)
A Time of Destiny - Kader Zamanı (1988)
The Accidental Tourist (1988)
Broadcast News - Haberler (1987)
Children
of a Lesser God - Başka Tanrının Çocukları (1986)
Kiss of the Spider Woman - Örümcek Kadının Öpücüğü (1985)
Gorky Park (1983)
The Big Chill (1983)
Body Heat - Ateşli Vücutlar (1981)
Eyewitness (1981)
Altered States (1980)